Avatar of Vocabulary Set Yemek Hazırlama Teknikleri - Nemli Isı

Yiyecek ve İçecek Hazırlama İçinde Yemek Hazırlama Teknikleri - Nemli Isı Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecek ve İçecek Hazırlama' içinde 'Yemek Hazırlama Teknikleri - Nemli Isı' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

baste

/beɪst/

(verb) yağlamak, sulamak, teyel yapmak

Örnek:

Remember to baste the turkey every hour to keep it from drying out.
Kurumasını önlemek için hindiyi her saat yağlamayı unutmayın.

boil

/bɔɪl/

(verb) kaynamak, haşlamak, pişirmek;

(noun) çıban, apse

Örnek:

The water began to boil rapidly.
Su hızla kaynamaya başladı.

blanch

/blæntʃ/

(verb) ağarmak, solmak, haşlamak

Örnek:

The shock of the news made her face blanch.
Haberin şoku yüzünü ağarttı.

braise

/breɪz/

(verb) haşlamak, kısık ateşte pişirmek

Örnek:

She decided to braise the beef with vegetables for dinner.
Akşam yemeği için dana etini sebzelerle haşlamaya karar verdi.

coddle

/ˈkɑː.dəl/

(verb) şımartmak, aşırı korumak, haşlamak

Örnek:

She tends to coddle her youngest child, never letting him face any challenges.
En küçük çocuğunu şımartma eğilimindedir, asla herhangi bir zorlukla karşılaşmasına izin vermez.

infuse

/ɪnˈfjuːz/

(verb) aşılamak, doldurmak, katmak

Örnek:

The coach tried to infuse confidence into his team.
Antrenör takımına güven aşılamaya çalıştı.

poach

/poʊtʃ/

(verb) poşe etmek, haşlamak, kaçak avlamak

Örnek:

I like my eggs poached.
Yumurtalarımı poşe severim.

simmer

/ˈsɪm.ɚ/

(verb) kısık ateşte kaynamak, hafifçe kaynamak, kaynamak;

(noun) kısık ateş, kaynama

Örnek:

Let the sauce simmer for 20 minutes.
Sosu 20 dakika kısık ateşte kaynatın.

steam

/stiːm/

(noun) buhar, buhar gücü, buhar enerjisi;

(verb) buharda pişirmek, buharla gitmek, buharla hareket etmek

Örnek:

The kettle produced a lot of steam.
Çaydanlık çok buhar üretti.

steep

/stiːp/

(adjective) dik, sarp, yüksek;

(verb) demlemek, ıslatmak

Örnek:

The mountain path was very steep.
Dağ yolu çok dikti.

stew

/stuː/

(noun) güveç, yahni;

(verb) güveç yapmak, yahni yapmak, endişelenmek

Örnek:

She prepared a hearty beef stew for dinner.
Akşam yemeği için doyurucu bir dana güveci hazırladı.

al dente

/æl ˈden.teɪ/

(adjective) al dente

Örnek:

The pasta should be cooked al dente, not mushy.
Makarna al dente pişirilmeli, lapa olmamalı.

bain-marie

/ˌbaɪn məˈriː/

(noun) benmari, su banyosu

Örnek:

The chef used a bain-marie to gently melt the chocolate.
Şef, çikolatayı nazikçe eritmek için benmari kullandı.

confit

/koʊnˈfiː/

(noun) konfi

Örnek:

The restaurant is famous for its duck confit.
Restoran ördek konfisiyle ünlüdür.

jug

/dʒʌɡ/

(noun) sürahi, testi, göğüsler;

(verb) hapse atmak, tutuklamak

Örnek:

She filled the jug with water.
Sürahiyi suyla doldurdu.

reduce

/rɪˈduːs/

(verb) azaltmak, indirmek, küçültmek

Örnek:

We need to reduce our expenses.
Giderlerimizi azaltmamız gerekiyor.

render

/ˈren.dɚ/

(verb) sağlamak, vermek, hükmetmek

Örnek:

The artist will render a beautiful painting for the exhibition.
Sanatçı sergi için güzel bir tablo yapacak.

boil down

/bɔɪl daʊn/

(phrasal verb) kaynatıp azaltmak, yoğunlaştırmak, indirgemek

Örnek:

You need to boil down the sauce until it thickens.
Sosu koyulaşana kadar kaynatıp azaltmanız gerekiyor.

clarify

/ˈkler.ə.faɪ/

(verb) açıklığa kavuşturmak, netleştirmek, berraklaştırmak

Örnek:

Could you please clarify what you mean by that statement?
Lütfen o ifadeyle ne demek istediğinizi açıklar mısınız?

parboil

/ˈpɑːrbɔɪl/

(verb) haşlamak, yarı haşlamak

Örnek:

You should parboil the potatoes before roasting them.
Patatesleri kızartmadan önce haşlamalısın.

scald

/skɑːld/

(verb) yakmak, haşlamak, ısıtmak;

(noun) yanık, haşlanma

Örnek:

Be careful not to scald yourself with the boiling water.
Kaynar suyla kendini yakmamaya dikkat et.

water down

/ˈwɑː.t̬ɚ daʊn/

(phrasal verb) sulandırmak, zayıflatmak, hafifletmek

Örnek:

The company decided to water down the new policy after employee complaints.
Şirket, çalışan şikayetleri üzerine yeni politikayı sulandırmaya karar verdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren