Avatar of Vocabulary Set Yiyecek Hazırlama Teknikleri - Kızartma

Yiyecek ve İçecek Hazırlama İçinde Yiyecek Hazırlama Teknikleri - Kızartma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecek ve İçecek Hazırlama' içinde 'Yiyecek Hazırlama Teknikleri - Kızartma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

fry

/fraɪ/

(verb) kızartmak, kızarmak, yanmak;

(noun) patates kızartması, kızartma, balık yavrusu

Örnek:

She decided to fry the eggs for breakfast.
Kahvaltı için yumurtaları kızartmaya karar verdi.

deep-fry

/ˌdiːpˈfraɪ/

(verb) derin yağda kızartmak, kızartmak

Örnek:

She decided to deep-fry the chicken for dinner.
Akşam yemeği için tavuğu derin yağda kızartmaya karar verdi.

pan-fry

/ˈpæn.fraɪ/

(verb) tavada kızartmak, az yağda kızartmak

Örnek:

I'll pan-fry the salmon fillets with some herbs.
Somon filetolarını biraz otla tavada kızartacağım.

saute

/sɔːˈteɪ/

(verb) sotelemek, hafifçe kızartmak;

(noun) sote, hafifçe kızartılmış yemek

Örnek:

Sauté the onions until they are translucent.
Soğanları şeffaf olana kadar soteleyin.

shallow fry

/ˈʃæl.oʊ ˌfraɪ/

(verb) az yağda kızartmak, sığ yağda kızartmak

Örnek:

Shallow fry the fish until golden brown.
Balığı altın rengi olana kadar az yağda kızartın.

temper

/ˈtem.pɚ/

(noun) huy, sinir, çabuk sinirlenme;

(verb) sertleştirmek, tavlamak, yumuşatmak

Örnek:

He has a very bad temper.
Çok kötü bir huyu var.

deglaze

/ˌdiːˈɡleɪz/

(verb) deglaze etmek, tava dibini çözmek

Örnek:

After searing the steak, I used red wine to deglaze the pan.
Biftekleri mühürledikten sonra, tavayı deglaze etmek için kırmızı şarap kullandım.

degrease

/ˌdiːˈɡriːs/

(verb) yağdan arındırmak, yağını almak

Örnek:

You need to degrease the pan before cooking.
Yemek yapmadan önce tavayı yağdan arındırmanız gerekiyor.

flambe

/flɑːmˈbeɪ/

(verb) alevlendirmek;

(adjective) alevlendirilmiş

Örnek:

The chef decided to flambé the dessert right at the table.
Şef, tatlıyı doğrudan masada alevlendirmeye karar verdi.

lard

/lɑːrd/

(noun) domuz yağı, iç yağ;

(verb) yağlamak, iç yağlamak

Örnek:

She used lard to make the pie crust flaky.
Turta kabuğunu pul pul yapmak için domuz yağı kullandı.

sweat

/swet/

(noun) ter;

(verb) terlemek, ter dökmek, çok çalışmak

Örnek:

Sweat dripped down his face after the intense workout.
Yoğun antrenmandan sonra yüzünden ter damlıyordu.

cook

/kʊk/

(verb) pişirmek, yemek yapmak;

(noun) aşçı, yemekçi

Örnek:

She loves to cook Italian food.
İtalyan yemekleri pişirmeyi sever.

overcook

/ˌoʊ.vɚˈkʊk/

(verb) fazla pişirmek, aşırı pişirmek

Örnek:

Be careful not to overcook the pasta, or it will become mushy.
Makarnayı fazla pişirmemeye dikkat et, yoksa lapa gibi olur.

overdo

/ˌoʊ.vɚˈduː/

(verb) aşırıya kaçmak, fazla yapmak, fazla pişirmek

Örnek:

Don't overdo the salt in the soup.
Çorbaya tuzu fazla kaçırma.

stir-fry

/ˈstɜːr.fraɪ/

(verb) sotelemek, hızlıca kızartmak;

(noun) sote, kızartma yemeği

Örnek:

She decided to stir-fry some vegetables for dinner.
Akşam yemeği için biraz sebze sotelemeye karar verdi.

fix

/fɪks/

(verb) tamir etmek, onarmak, sabitlemek;

(noun) çözüm, tamir, doz

Örnek:

Can you fix my broken chair?
Kırık sandalyemi tamir edebilir misin?

liquidize

/ˈlɪk.wɪ.daɪz/

(verb) sıvılaştırmak, erimek, nakde çevirmek

Örnek:

The heat will liquidize the chocolate.
Isı çikolatayı sıvılaştıracak.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren