Avatar of Vocabulary Set Yemek Hazırlama Teknikleri - Kimyasal

Yiyecek ve İçecek Hazırlama İçinde Yemek Hazırlama Teknikleri - Kimyasal Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecek ve İçecek Hazırlama' içinde 'Yemek Hazırlama Teknikleri - Kimyasal' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

brine

/braɪn/

(noun) tuzlu su, salamura;

(verb) salamuraya yatırmak, tuzlamak

Örnek:

The pickles were preserved in a strong brine.
Turşular güçlü bir tuzlu su içinde saklandı.

dry

/draɪ/

(adjective) kuru, kurak, çorak;

(verb) kurutmak

Örnek:

The clothes are still dry.
Giysiler hala kuru.

ferment

/fɚˈment/

(verb) fermente etmek, mayalamak, kışkırtmak;

(noun) kargaşa, kaynama

Örnek:

The grapes began to ferment into wine.
Üzümler şaraba fermente olmaya başladı.

marinate

/ˌmer.əˈneɪd/

(verb) marine etmek, yoğrulmak, olgunlaşmak

Örnek:

Marinate the chicken in lemon juice and herbs for an hour.
Tavuğu bir saat limon suyu ve otlarla marine edin.

salt

/sɑːlt/

(noun) tuz, kimyasal bileşik;

(verb) tuzlamak

Örnek:

Add a pinch of salt to the soup for flavor.
Çorbaya lezzet için bir tutam tuz ekleyin.

sour

/saʊr/

(adjective) ekşi, hoş olmayan;

(verb) ekşimek, bozulmak

Örnek:

The lemonade was too sour for my liking.
Limonata benim damak zevkime göre çok ekşiydi.

sprout

/spraʊt/

(noun) filiz, sürgün;

(verb) filizlenmek, sürgün vermek, türemek

Örnek:

The first green sprouts appeared after the rain.
Yağmurdan sonra ilk yeşil filizler ortaya çıktı.

sugar

/ˈʃʊɡ.ɚ/

(noun) şeker, şekerim, tatlım;

(verb) şekerlemek, tatlandırmak

Örnek:

Add two spoons of sugar to your coffee.
Kahvenize iki kaşık şeker ekleyin.

curdle

/ˈkɝː.dəl/

(verb) kesilmek, pıhtılaşmak

Örnek:

The milk began to curdle in the heat.
Süt sıcakta kesilmeye başladı.

cure

/kjʊr/

(noun) çare, tedavi;

(verb) iyileştirmek, tedavi etmek, tütsülemek

Örnek:

Scientists are still searching for a cure for cancer.
Bilim insanları hala kansere bir çare arıyor.

emulsify

/ɪˈmʌl.sə.faɪ/

(verb) emülsifiye etmek

Örnek:

The blender can emulsify oil and vinegar to make a smooth dressing.
Blender, pürüzsüz bir sos yapmak için yağı ve sirkeyi emülsifiye edebilir.

foam

/foʊm/

(noun) köpük, sünger;

(verb) köpürmek

Örnek:

The beer had a thick head of foam.
Biranın kalın bir köpük tabakası vardı.

can

/kæn/

(modal verb) yapabilmek, edebilmek, olabilir;

(noun) konserve, kutu;

(verb) konserve yapmak, kutulamak

Örnek:

I can swim.
Ben yüzebilirim.

frost

/frɑːst/

(noun) kırağı, don, don dönemi;

(verb) dondurmak, kırağı tutmak, süslemek

Örnek:

The car windshield was covered in a thick layer of frost.
Araba ön camı kalın bir kırağı tabakasıyla kaplıydı.

homogenize

/həˈmɑː.dʒə.naɪz/

(verb) homojenleştirmek, benzer hale getirmek

Örnek:

The goal is to homogenize the data from various sources.
Amaç, çeşitli kaynaklardan gelen verileri homojenleştirmektir.

macerate

/ˈmæsəreɪt/

(verb) bekletmek, yumuşatmak, yumuşamak

Örnek:

Macerate the fruit in brandy for an hour before serving.
Servis yapmadan önce meyveyi bir saat brendide bekletin.

marinade

/ˌmer.ɪˈneɪd/

(noun) marinad, terbiye;

(verb) marine etmek, terbiye etmek

Örnek:

Let the chicken soak in the marinade for at least an hour.
Tavuğu en az bir saat marinatta bekletin.

pasteurize

/ˈpæs.tʃə.raɪz/

(verb) pastörize etmek

Örnek:

The milk is pasteurized to kill harmful bacteria.
Süt, zararlı bakterileri öldürmek için pastörize edilir.

reconstitute

/ˌriːˈkɑːn.stə.tuːt/

(verb) yeniden oluşturmak, eski haline getirmek, yeniden yapılandırmak

Örnek:

You need to add water to reconstitute the powdered milk.
Toz sütü yeniden oluşturmak için su eklemeniz gerekir.

chill

/tʃɪl/

(noun) üşüme, soğukluk, ürperti;

(verb) üşütmek, soğutmak, korkutmak;

(adjective) sakin, rahat

Örnek:

There's a chill in the air tonight.
Bu gece havada bir üşüme var.

doctor

/ˈdɑːk.tɚ/

(noun) doktor, hekim, doktora sahibi;

(verb) kurcalamak, sahtekarlık yapmak, tamir etmek

Örnek:

The doctor examined the patient carefully.
Doktor hastayı dikkatlice muayene etti.

enrich

/ɪnˈrɪtʃ/

(verb) zenginleştirmek, geliştirmek, zengin etmek

Örnek:

Reading books can greatly enrich your vocabulary.
Kitap okumak kelime dağarcığınızı büyük ölçüde zenginleştirebilir.

flavor

/ˈfleɪ.vɚ/

(noun) lezzet, tat, hava;

(verb) tatlandırmak, lezzet katmak

Örnek:

This ice cream has a rich vanilla flavor.
Bu dondurmanın zengin bir vanilya tadı var.

fortify

/ˈfɔːr.t̬ə.faɪ/

(verb) güçlendirmek, tahkim etmek, zenginleştirmek

Örnek:

The soldiers worked quickly to fortify their position before the enemy arrived.
Askerler düşman gelmeden önce mevzilerini güçlendirmek için hızla çalıştılar.

grease

/ɡriːs/

(noun) gres, yağ, hayvansal yağ;

(verb) yağlamak, greslemek

Örnek:

The mechanic applied grease to the gears.
Tamirci dişlilere gres sürdü.

ice

/aɪs/

(noun) buz, buzlu tatlı, sorbe;

(verb) buzlandırmak, buz uygulamak, süslemek

Örnek:

The lake was covered with a thick layer of ice.
Göl kalın bir buz tabakasıyla kaplıydı.

leaven

/ˈlev.ən/

(noun) maya, hamur mayası, mayalama;

(verb) mayalamak, kabartmak, yumuşatmak

Örnek:

The baker added leaven to the bread dough.
Fırıncı ekmek hamuruna maya ekledi.

thaw

/θɑː/

(verb) çözülmek, erimek, yumuşamak;

(noun) erime, çözülme

Örnek:

Let the frozen chicken thaw in the refrigerator overnight.
Donmuş tavuğu gece boyunca buzdolabında çözülmeye bırakın.

meuniere

/mɜːnˈjɛər/

(adjective) meunière

Örnek:

The chef prepared the sole meuniere to perfection.
Şef dil balığını meunière usulü mükemmel bir şekilde hazırladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren