Avatar of Vocabulary Set Yemek Hazırlama Teknikleri - Kuru Isı

Yiyecek ve İçecek Hazırlama İçinde Yemek Hazırlama Teknikleri - Kuru Isı Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecek ve İçecek Hazırlama' içinde 'Yemek Hazırlama Teknikleri - Kuru Isı' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bake

/beɪk/

(verb) pişirmek, fırında pişirmek, kavurmak

Örnek:

She decided to bake a cake for her friend's birthday.
Arkadaşının doğum günü için bir pasta pişirmeye karar verdi.

barbecue

/ˈbɑːr.bə.kjuː/

(noun) mangal, barbekü partisi, ızgara;

(verb) mangal yapmak, ızgara yapmak

Örnek:

We're having a barbecue on Saturday.
Cumartesi günü mangal yapacağız.

grill

/ɡrɪl/

(noun) ızgara, mangal, ızgara restoranı;

(verb) ızgara yapmak, pişirmek, sorgulamak

Örnek:

We cooked burgers on the grill.
Izgarada hamburger pişirdik.

Maillard reaction

/maɪˈlɑːrd riˈækʃən/

(noun) Maillard reaksiyonu

Örnek:

The delicious crust on roasted meats is a result of the Maillard reaction.
Kızarmış etlerdeki lezzetli kabuk, Maillard reaksiyonunun bir sonucudur.

roast

/roʊst/

(verb) kızartmak, kavurmak, tiye almak;

(noun) kızartma, kavrulmuş et, alay;

(adjective) kızarmış, kavrulmuş

Örnek:

We decided to roast a chicken for dinner.
Akşam yemeği için bir tavuk kızartmaya karar verdik.

sear

/sɪr/

(verb) yakmak, mühürlemek, kavurmak;

(adjective) yanık, kavrulmuş

Örnek:

The intense sun began to sear the exposed skin.
Yoğun güneş açıkta kalan cildi yakmaya başladı.

broil

/brɔɪl/

(verb) ızgara yapmak, kızartmak, kavurmak

Örnek:

She decided to broil the salmon for dinner.
Akşam yemeği için somonu ızgara yapmaya karar verdi.

brown

/braʊn/

(adjective) kahverengi;

(noun) kahverengi, kahverengi renk;

(verb) kahverengileştirmek, kızartmak

Örnek:

She has beautiful brown eyes.
Güzel kahverengi gözleri var.

caramelize

/ˈkɑːr.məl.aɪz/

(verb) karamelize etmek

Örnek:

You need to caramelize the sugar slowly to prevent it from burning.
Şekeri yanmasını önlemek için yavaşça karamelize etmeniz gerekir.

charbroil

/ˈtʃɑːr.brɔɪl/

(verb) kömürde pişirmek, ızgara yapmak

Örnek:

We decided to charbroil the steaks for dinner.
Akşam yemeği için biftekleri kömürde pişirmeye karar verdik.

hibachi

/hɪˈbɑː.tʃi/

(noun) hibachi, Japon ızgarası

Örnek:

We cooked shrimp and vegetables on the hibachi.
Hibachi'de karides ve sebze pişirdik.

microwave

/ˈmaɪ.kroʊ.weɪv/

(noun) mikrodalga, mikrodalga fırın;

(verb) mikrodalgada ısıtmak, mikrodalgada pişirmek

Örnek:

I heated my lunch in the microwave.
Öğle yemeğimi mikrodalgada ısıttım.

chargrill

/ˈtʃɑːr.ɡrɪl/

(verb) ızgarada pişirmek, kömürde pişirmek

Örnek:

We decided to chargrill the chicken for a smoky flavor.
Tavuğu isli bir lezzet için ızgarada pişirmeye karar verdik.

crisp

/krɪsp/

(adjective) çıtır, gevrek, serin;

(noun) cips;

(verb) çıtırlaştırmak, netleştirmek

Örnek:

The autumn leaves were crisp underfoot.
Sonbahar yaprakları ayak altında çıtır çıtırdı.

griddle

/ˈɡrɪd.əl/

(noun) ızgara, sac;

(verb) ızgarada pişirmek, sacda pişirmek

Örnek:

She cooked pancakes on the hot griddle.
Sıcak ızgarada pankek pişirdi.

nuke

/nuːk/

(verb) nükleer silahlarla vurmak, nükleer saldırı yapmak, mikrodalgada ısıtmak;

(noun) nükleer silah, atom bombası

Örnek:

The country threatened to nuke its enemies.
Ülke düşmanlarını nükleer silahlarla vurmakla tehdit etti.

pop

/pɑːp/

(noun) patlama, çıtırtı, gazlı içecek;

(verb) patlamak, çıtırdamak, uğramak;

(adjective) pop, popüler;

(adverb) pat diye, aniden

Örnek:

The balloon burst with a loud pop.
Balon yüksek bir patlama sesiyle patladı.

put on

/pʊt ɑːn/

(phrasal verb) giymek, takmak, açmak

Örnek:

She decided to put on her favorite dress for the party.
Parti için en sevdiği elbiseyi giymeye karar verdi.

reheat

/ˌriːˈhiːt/

(verb) tekrar ısıtmak, yeniden ısıtmak

Örnek:

You can reheat the leftovers in the microwave.
Artan yemekleri mikrodalgada tekrar ısıtabilirsiniz.

spatchcock

/ˈspætʃ.kɑːk/

(noun) spatchcock, açık ızgara tavuk;

(verb) spatchcock yapmak, açıp ızgara yapmak

Örnek:

We had a delicious spatchcock chicken for dinner.
Akşam yemeğinde lezzetli bir spatchcock tavuk yedik.

toast

/toʊst/

(noun) tost, kızarmış ekmek, kadeh kaldırma;

(verb) kızartmak, kadeh kaldırmak

Örnek:

I had butter and jam on my toast for breakfast.
Kahvaltıda tostuma tereyağı ve reçel sürdüm.

zap

/zæp/

(verb) yok etmek, silmek, hızla geçmek;

(noun) şaklama, acı;

(interjection) şak, pat

Örnek:

The superhero used his laser to zap the alien invaders.
Süper kahraman, uzaylı istilacıları yok etmek için lazerini kullandı.

preheat

/ˌpriːˈhiːt/

(verb) önceden ısıtmak

Örnek:

Preheat the oven to 200°C before baking the cake.
Keki pişirmeden önce fırını 200°C'ye önceden ısıtın.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren