Avatar of Vocabulary Set Ekmek Pişirme

Yiyecek ve İçecek Hazırlama İçinde Ekmek Pişirme Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecek ve İçecek Hazırlama' içinde 'Ekmek Pişirme' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

baking

/ˈbeɪ.kɪŋ/

(noun) pişirme, fırıncılık;

(verb) pişirmek, fırınlamak;

(adjective) kavurucu, çok sıcak

Örnek:

She loves baking cakes for special occasions.
Özel günler için pasta yapmayı çok sever.

aerate

/erˈeɪt/

(verb) havalandırmak, hava vermek, gazlandırmak

Örnek:

You need to aerate the soil before planting.
Ekimden önce toprağı havalandırmanız gerekir.

aeration

/erˈeɪ.ʃən/

(noun) havalandırma, aerasyon

Örnek:

Proper soil aeration is crucial for healthy plant growth.
Doğru toprak havalandırması sağlıklı bitki büyümesi için çok önemlidir.

baker's dozen

/ˌbeɪ.kərz ˈdʌz.ən/

(noun) on üç, fırıncı düzinesi

Örnek:

The recipe calls for a baker's dozen of eggs, so I need thirteen.
Tarif on üç yumurta istiyor, bu yüzden on üç tane almam gerekiyor.

baking powder

/ˈbeɪ.kɪŋ ˌpaʊ.dər/

(noun) kabartma tozu

Örnek:

Add two teaspoons of baking powder to the flour.
Una iki çay kaşığı kabartma tozu ekleyin.

bicarbonate of soda

/ˌbaɪ.kɑːr.bən.ət əv ˈsoʊ.də/

(noun) karbonat, sodyum bikarbonat

Örnek:

Add a teaspoon of bicarbonate of soda to the cake mixture.
Kek karışımına bir çay kaşığı karbonat ekleyin.

bloom

/bluːm/

(noun) çiçek, çiçeklenme, canlanma;

(verb) çiçek açmak, çiçeklenmek, canlanmak

Örnek:

The rose bush was covered in beautiful blooms.
Gül çalısı güzel çiçeklerle kaplıydı.

caramelize

/ˈkɑːr.məl.aɪz/

(verb) karamelize etmek

Örnek:

You need to caramelize the sugar slowly to prevent it from burning.
Şekeri yanmasını önlemek için yavaşça karamelize etmeniz gerekir.

confectioners' sugar

/kənˈfek.ʃən.ərz ˌʃʊɡ.ər/

(noun) pudra şekeri

Örnek:

Dust the brownies with confectioners' sugar before serving.
Servis yapmadan önce brownielerin üzerine pudra şekeri serpin.

cream of tartar

/ˌkriːm əv ˈtɑːr.tər/

(noun) tartar kreması

Örnek:

Add a pinch of cream of tartar to stabilize egg whites.
Yumurta aklarını stabilize etmek için bir tutam tartar kreması ekleyin.

dust

/dʌst/

(noun) toz;

(verb) tozunu almak, temizlemek, tozlamak

Örnek:

The old books were covered in a thick layer of dust.
Eski kitaplar kalın bir toz tabakasıyla kaplıydı.

dredge

/dredʒ/

(verb) tarama yapmak, dip temizliği yapmak, çıkarmak;

(noun) dredger, tarama makinesi, kaplama

Örnek:

They plan to dredge the river to improve navigation.
Seyrüseferini iyileştirmek için nehri taramayı planlıyorlar.

glaze

/ɡleɪz/

(noun) sır, vernik, parlaklık;

(verb) sırlamak, parlatmak, donuklaşmak

Örnek:

The potter applied a clear glaze to the ceramic bowl.
Çömlekçi seramik kaseye şeffaf bir sır uyguladı.

grease

/ɡriːs/

(noun) gres, yağ, hayvansal yağ;

(verb) yağlamak, greslemek

Örnek:

The mechanic applied grease to the gears.
Tamirci dişlilere gres sürdü.

knead

/niːd/

(verb) yoğurmak, masaj yapmak

Örnek:

She began to knead the dough on the floured surface.
Unlanmış yüzeyde hamuru yoğurmaya başladı.

prove

/pruːv/

(verb) kanıtlamak, ispatlamak, çıkmak

Örnek:

Can you prove your innocence?
Masumiyetinizi kanıtlayabilir misiniz?

rub in

/rʌb ɪn/

(phrasal verb) ovmak, sürmek, yüzüne vurmak

Örnek:

Rub in the lotion until it's fully absorbed.
Losyonu tamamen emilene kadar ovun.

scald

/skɑːld/

(verb) yakmak, haşlamak, ısıtmak;

(noun) yanık, haşlanma

Örnek:

Be careful not to scald yourself with the boiling water.
Kaynar suyla kendini yakmamaya dikkat et.

sift

/sɪft/

(verb) elemek, incelemek, ayıklamak

Örnek:

She carefully sifted the flour into the bowl.
Unu dikkatlice kaseye eledi.

slake

/sleɪk/

(verb) gidermek, dindirmek, söndürmek

Örnek:

He took a long drink of water to slake his thirst.
Susuzluğunu gidermek için uzun bir yudum su içti.

slurry

/ˈslɝː.i/

(noun) çamur, bulamaç

Örnek:

The concrete mixer produced a thick slurry.
Beton mikseri koyu bir çamur üretti.

steep

/stiːp/

(adjective) dik, sarp, yüksek;

(verb) demlemek, ıslatmak

Örnek:

The mountain path was very steep.
Dağ yolu çok dikti.

whisk

/wɪsk/

(noun) çırpıcı;

(verb) çırpmak, hızla götürmek, çabucak almak

Örnek:

She used a whisk to beat the eggs until they were fluffy.
Yumurtaları kabarana kadar çırpmak için bir çırpıcı kullandı.

crust

/krʌst/

(noun) kabuk, ekmek kabuğu, tabaka;

(verb) kabuk bağlamak, sertleşmek

Örnek:

He cut the crust off his sandwich.
Sandviçinin kabuğunu kesti.

crusty

/ˈkrʌs.ti/

(adjective) kabuklu, sert kabuklu, huysuz

Örnek:

The baker pulled a loaf of warm, crusty bread from the oven.
Fırıncı fırından sıcak, kabuklu bir somun ekmek çıkardı.

dough

/doʊ/

(noun) hamur, para, nakit

Örnek:

She kneaded the dough until it was smooth and elastic.
Hamuru pürüzsüz ve elastik olana kadar yoğurdu.

leaven

/ˈlev.ən/

(noun) maya, hamur mayası, mayalama;

(verb) mayalamak, kabartmak, yumuşatmak

Örnek:

The baker added leaven to the bread dough.
Fırıncı ekmek hamuruna maya ekledi.

poppy seed

/ˈpɑː.pi ˌsiːd/

(noun) haşhaş tohumu

Örnek:

The bagel was covered with poppy seeds.
Simit haşhaş tohumu ile kaplıydı.

rise

/raɪz/

(verb) yükselmek, kalkmak, doğmak;

(noun) yükseliş, artış, doğuş

Örnek:

The sun began to rise over the mountains.
Güneş dağların üzerinden yükselmeye başladı.

unleavened

/ʌnˈlev.ənd/

(adjective) mayasız

Örnek:

Passover is celebrated with unleavened bread, called matzah.
Hamursuz Bayramı, matza adı verilen mayasız ekmekle kutlanır.

yeast

/jiːst/

(noun) maya

Örnek:

Add a teaspoon of yeast to the flour to make the dough rise.
Hamurun kabarması için una bir çay kaşığı maya ekleyin.

breadbasket

/ˈbred.bæs.kɪt/

(noun) ekmek sepeti, tahıl ambarı

Örnek:

The fertile plains of Ukraine are often called the breadbasket of Europe.
Ukrayna'nın verimli ovaları sık sık Avrupa'nın ekmek sepeti olarak adlandırılır.

breadbox

/ˈbred.bɑːks/

(noun) ekmek kutusu, ekmeklik

Örnek:

She kept the homemade sourdough in the breadbox.
Ev yapımı ekşi mayalı ekmeği ekmek kutusunda sakladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren