Avatar of Vocabulary Set En Yaygın Kelimeler

Gıda Teknolojisi İçinde En Yaygın Kelimeler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Gıda Teknolojisi' içinde 'En Yaygın Kelimeler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

additive

/ˈæd.ə.t̬ɪv/

(noun) katkı maddesi, ilave;

(adjective) katkı, ek

Örnek:

Many processed foods contain artificial additives.
Birçok işlenmiş gıda yapay katkı maddeleri içerir.

aeration

/erˈeɪ.ʃən/

(noun) havalandırma, aerasyon

Örnek:

Proper soil aeration is crucial for healthy plant growth.
Doğru toprak havalandırması sağlıklı bitki büyümesi için çok önemlidir.

anaerobic

/ˌæn.əˈroʊ.bɪk/

(adjective) anaerobik, oksijensiz

Örnek:

Anaerobic bacteria thrive in environments without oxygen.
Anaerobik bakteriler oksijensiz ortamlarda gelişir.

annotation

/ˌæn.əˈteɪ.ʃən/

(noun) açıklama, not, şerh

Örnek:

The student added an annotation to clarify the complex paragraph.
Öğrenci, karmaşık paragrafı açıklamak için bir açıklama ekledi.

antioxidant

/ˌæn.t̬iˈɑːk.sɪ.dənt/

(noun) antioksidan;

(adjective) antioksidan

Örnek:

Vitamins C and E are well-known antioxidants.
C ve E vitaminleri iyi bilinen antioksidanlardır.

antibacterial

/ˌæn.t̬i.bækˈtɪr.i.əl/

(adjective) antibakteriyel

Örnek:

Use antibacterial soap to wash your hands thoroughly.
Ellerinizi iyice yıkamak için antibakteriyel sabun kullanın.

attribute

/ˈæt.rɪ.bjuːt/

(noun) özellik, nitelik;

(verb) atfetmek, bağlamak

Örnek:

Patience is a key attribute for a teacher.
Sabır, bir öğretmen için önemli bir özelliktir.

bacteria

/bækˈtɪr.i.ə/

(plural noun) bakteri;

(noun) bakteri (tekil)

Örnek:

Wash your hands to remove bacteria.
Bakterileri temizlemek için ellerinizi yıkayın.

balanced diet

/ˌbæl.ənst ˈdaɪ.ət/

(noun) dengeli beslenme

Örnek:

Eating a balanced diet is crucial for maintaining good health.
Dengeli beslenme, iyi sağlığı korumak için çok önemlidir.

biodegradable

/ˌbaɪ.oʊ.dɪˈɡreɪ.də.bəl/

(adjective) biyolojik olarak parçalanabilir

Örnek:

Many plastics are not biodegradable.
Birçok plastik biyolojik olarak parçalanamaz.

bland

/blænd/

(adjective) yavan, tatsız, sıkıcı

Örnek:

The soup was rather bland and needed more seasoning.
Çorba oldukça yavandı ve daha fazla baharat gerekiyordu.

calcium

/ˈkæl.si.əm/

(noun) kalsiyum

Örnek:

Milk is a good source of calcium.
Süt iyi bir kalsiyum kaynağıdır.

caramelize

/ˈkɑːr.məl.aɪz/

(verb) karamelize etmek

Örnek:

You need to caramelize the sugar slowly to prevent it from burning.
Şekeri yanmasını önlemek için yavaşça karamelize etmeniz gerekir.

coeliac disease

/ˈsiːliˌæk dɪˈziːz/

(noun) çölyak hastalığı, çölyak

Örnek:

People with coeliac disease must follow a strict gluten-free diet.
Çölyak hastalığı olan kişiler sıkı bir glütensiz diyet uygulamalıdır.

cook-chill

/ˈkʊk tʃɪl/

(noun) pişir-soğut, pişir-soğut yöntemi

Örnek:

The hospital uses a cook-chill system for its patient meals.
Hastane, hasta yemekleri için bir pişir-soğut sistemi kullanıyor.

consistency

/kənˈsɪs.tən.si/

(noun) tutarlılık, istikrar, uyum

Örnek:

The team needs to show more consistency in their performance.
Takım performansında daha fazla tutarlılık göstermeli.

contaminate

/kənˈtæm.ə.neɪt/

(verb) kirletmek, bulaştırmak

Örnek:

The spill could contaminate the entire water supply.
Sızıntı tüm su kaynağını kirletebilir.

cross-contamination

/ˌkrɔs.kən.tæm.əˈneɪ.ʃən/

(noun) çapraz bulaşma, çapraz kontaminasyon

Örnek:

To prevent cross-contamination, use separate cutting boards for raw meat and vegetables.
Çapraz bulaşmayı önlemek için çiğ et ve sebzeler için ayrı kesme tahtaları kullanın.

danger zone

/ˈdeɪn.dʒər ˌzoʊn/

(noun) tehlike bölgesi, risk alanı

Örnek:

The police cordoned off the area, warning everyone to stay out of the danger zone.
Polis bölgeyi kordon altına aldı ve herkesi tehlike bölgesinden uzak durmaları konusunda uyardı.

descending

/dɪˈsen.dɪŋ/

(adjective) inişli, aşağı doğru, alçalan

Örnek:

The plane began its descending flight.
Uçak iniş uçuşuna başladı.

descriptor

/dɪˈskrɪp.tɚ/

(noun) tanımlayıcı, niteleyici

Örnek:

The term 'digital native' is a common descriptor for younger generations.
'Dijital yerli' terimi, genç nesiller için yaygın bir tanımlayıcıdır.

deteriorate

/dɪˈtɪr.i.ə.reɪt/

(verb) kötüleşmek, bozulmak

Örnek:

The weather conditions began to deteriorate rapidly.
Hava koşulları hızla kötüleşmeye başladı.

emulsifier

/ɪˈmʌl.sə.faɪ.ɚ/

(noun) emülgatör

Örnek:

Lecithin is a common emulsifier used in chocolate.
Lesitin, çikolatada kullanılan yaygın bir emülgatördür.

evaluation

/ɪˌvæl.juˈeɪ.ʃən/

(noun) değerlendirme, takdir

Örnek:

The evaluation of the project's success is still ongoing.
Projenin başarısının değerlendirilmesi hala devam ediyor.

fermentation

/ˌfɝː.menˈteɪ.ʃən/

(noun) fermantasyon, mayalanma

Örnek:

Yeast is essential for the fermentation of grapes into wine.
Maya, üzümlerin şaraba fermantasyonu için gereklidir.

flavour enhancer

/ˈfleɪ.vər ɪnˌhæn.sər/

(noun) lezzet arttırıcı, tatlandırıcı

Örnek:

Monosodium glutamate (MSG) is a common flavour enhancer.
Monosodyum glutamat (MSG) yaygın bir lezzet arttırıcıdır.

foam

/foʊm/

(noun) köpük, sünger;

(verb) köpürmek

Örnek:

The beer had a thick head of foam.
Biranın kalın bir köpük tabakası vardı.

keratinization

/ˌker.ə.tɪ.nəˈzeɪ.ʃən/

(noun) keratinizasyon, boynuzlaşma

Örnek:

Proper keratinization is essential for healthy skin barrier function.
Sağlıklı cilt bariyer fonksiyonu için uygun keratinizasyon esastır.

gel

/dʒel/

(noun) jel;

(verb) jel haline gelmek, katılaşmak, yoluna girmek

Örnek:

She applied a small amount of hair gel to style her bangs.
Kakülünü şekillendirmek için az miktarda saç jeli sürdü.

impermeable

/ɪmˈpɝː.mi.ə.bəl/

(adjective) geçirimsiz, su geçirmez

Örnek:

The new roof is completely impermeable to water.
Yeni çatı suya tamamen geçirimsizdir.

irradiation

/iˌreɪ.diˈeɪ.ʃən/

(noun) ışınlama, radyasyon

Örnek:

Food irradiation is used to kill bacteria and extend shelf life.
Gıda ışınlaması, bakterileri öldürmek ve raf ömrünü uzatmak için kullanılır.

iron

/aɪrn/

(noun) demir, ütü;

(verb) ütülemek;

(adjective) demir

Örnek:

The bridge was built with steel and iron.
Köprü çelik ve demir ile inşa edildi.

lard

/lɑːrd/

(noun) domuz yağı, iç yağ;

(verb) yağlamak, iç yağlamak

Örnek:

She used lard to make the pie crust flaky.
Turta kabuğunu pul pul yapmak için domuz yağı kullandı.

market research

/ˈmɑːr.kɪt ˌriː.sɜːrtʃ/

(noun) pazar araştırması

Örnek:

Before launching the new product, they conducted extensive market research.
Yeni ürünü piyasaya sürmeden önce kapsamlı pazar araştırması yaptılar.

net weight

/ˌnet ˈweɪt/

(noun) net ağırlık

Örnek:

The net weight of the coffee is 250 grams.
Kahvenin net ağırlığı 250 gramdır.

nutrient

/ˈnuː.tri.ənt/

(noun) besin, besleyici madde

Örnek:

Plants absorb essential nutrients from the soil.
Bitkiler topraktan temel besinleri emer.

obesity

/oʊˈbiː.sə.t̬i/

(noun) obezite, şişmanlık

Örnek:

Childhood obesity is a growing concern worldwide.
Çocukluk çağı obezitesi dünya genelinde artan bir endişe kaynağıdır.

fertilizer

/ˈfɝː.t̬əl.aɪ.zɚ/

(noun) gübre

Örnek:

Farmers use fertilizer to improve crop yields.
Çiftçiler mahsul verimini artırmak için gübre kullanır.

pathogenic

/ˌpæθ.əˈdʒen.ɪk/

(adjective) patojenik, hastalık yapıcı

Örnek:

The scientist identified a new pathogenic bacterium.
Bilim insanı yeni bir patojenik bakteri tespit etti.

pathogen

/ˈpæθ.ə.dʒən/

(noun) patojen, hastalık yapıcı

Örnek:

The scientists identified a new pathogen responsible for the outbreak.
Bilim insanları salgından sorumlu yeni bir patojen tespit etti.

pH

/ˌpiːˈeɪtʃ/

(noun) pH, asitlik derecesi

Örnek:

The ideal pH for swimming pool water is between 7.4 and 7.6.
Yüzme havuzu suyu için ideal pH 7.4 ile 7.6 arasındadır.

preservative

/prɪˈzɝː.və.t̬ɪv/

(noun) koruyucu, konservan

Örnek:

Many processed foods contain artificial preservatives.
Birçok işlenmiş gıda yapay koruyucular içerir.

quality assurance

/ˈkwɑː.lə.t̬i əˈʃʊr.əns/

(noun) kalite güvencesi, kalite kontrolü

Örnek:

Our company has a strong quality assurance program to ensure customer satisfaction.
Şirketimizin müşteri memnuniyetini sağlamak için güçlü bir kalite güvence programı bulunmaktadır.

quality control

/ˈkwɑː.lə.ti kənˈtroʊl/

(noun) kalite kontrol

Örnek:

The company implemented strict quality control measures to ensure product excellence.
Şirket, ürün mükemmelliğini sağlamak için sıkı kalite kontrol önlemleri uyguladı.

questionnaire

/ˌkwes.tʃəˈner/

(noun) anket, sorgulama

Örnek:

Please fill out the questionnaire completely.
Lütfen anketi eksiksiz doldurun.

sample

/ˈsæm.pəl/

(noun) örnek, numune;

(verb) örneklemek, tatmak

Örnek:

Please provide a sample of your work.
Lütfen çalışmanızdan bir örnek verin.

shelf life

/ˈʃelf laɪf/

(noun) raf ömrü, dayanıklılık süresi, etkinlik süresi

Örnek:

Most dairy products have a short shelf life.
Çoğu süt ürününün raf ömrü kısadır.

expiration date

/ˌek.spəˈreɪ.ʃən ˌdeɪt/

(noun) son kullanma tarihi, geçerlilik tarihi

Örnek:

Always check the expiration date on perishable goods.
Bozulabilir ürünlerde her zaman son kullanma tarihini kontrol edin.

shortening

/ˈʃɔːrt.nɪŋ/

(noun) katı yağ, kısa yağ, kısaltma

Örnek:

Add a tablespoon of shortening to the flour mixture.
Un karışımına bir yemek kaşığı katı yağ ekleyin.

solution

/səˈluː.ʃən/

(noun) çözüm, çözelti

Örnek:

We need to find a practical solution to this issue.
Bu soruna pratik bir çözüm bulmalıyız.

sterilisation

/ˌstɛr.ə.ləˈzeɪ.ʃən/

(noun) sterilizasyon, dezenfeksiyon, kısırlaştırma

Örnek:

The hospital uses high-temperature sterilisation for surgical instruments.
Hastane, cerrahi aletler için yüksek sıcaklıkta sterilizasyon kullanır.

suspension

/səˈspen.ʃən/

(noun) uzaklaştırma, men, askıya alma

Örnek:

The student faced suspension from school for a week due to misconduct.
Öğrenci, kötü davranışları nedeniyle bir hafta okuldan uzaklaştırma cezası aldı.

sustainability

/səˌsteɪ.nəˈbɪl.ə.t̬i/

(noun) sürdürülebilirlik, çevresel sürdürülebilirlik

Örnek:

The sustainability of the economic growth is a key concern.
Ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği temel bir endişe kaynağıdır.

symptom

/ˈsɪmp.təm/

(noun) belirti, semptom, işaret

Örnek:

Fever is a common symptom of the flu.
Ateş, gripin yaygın bir belirtisidir.

tampering

/ˈtæm.pɚ.ɪŋ/

(noun) kurcalama, müdahale, tahrifat

Örnek:

There was evidence of tampering with the lock.
Kilitte kurcalama kanıtı vardı.

textured vegetable protein

/ˈtekstʃərd ˈvedʒtəbəl ˈproʊtiːn/

(noun) tekstüre bitkisel protein, TVP

Örnek:

We used textured vegetable protein to make a vegetarian chili.
Vejetaryen acı biber yapmak için tekstüre bitkisel protein kullandık.

vegetarian

/ˌvedʒ.əˈter.i.ən/

(noun) vejetaryen;

(adjective) vejetaryen

Örnek:

She has been a vegetarian for five years.
Beş yıldır vejetaryen.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren