Avatar of Vocabulary Set Sinematik Teknikler ve Film Düzenleme

Sinema ve Tiyatro İçinde Sinematik Teknikler ve Film Düzenleme Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sinema ve Tiyatro' içinde 'Sinematik Teknikler ve Film Düzenleme' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

freeze-frame

/ˈfriːz.freɪm/

(noun) dondurulmuş kare, donmuş görüntü;

(verb) dondurmak, kareyi dondurmak

Örnek:

The director used a freeze-frame to emphasize the character's shock.
Yönetmen, karakterin şokunu vurgulamak için bir dondurulmuş kare kullandı.

jump scare

/ˈdʒʌmp sker/

(noun) ani korkutma, jump scare

Örnek:

The movie relied too heavily on jump scares instead of building genuine suspense.
Film, gerçek gerilim yaratmak yerine ani korkutmalara çok fazla güveniyordu.

off-screen

/ˌɑːfˈskriːn/

(adjective) ekran dışında, kadraj dışında;

(adverb) ekran dışında, kadraj dışında

Örnek:

The director decided to keep the monster off-screen for most of the movie to build suspense.
Yönetmen, gerilimi artırmak için canavarı filmin çoğunda ekran dışında tutmaya karar verdi.

redress

/rɪˈdres/

(noun) telafi, tazminat, düzeltme;

(verb) gidermek, telafi etmek, düzeltmek

Örnek:

The company offered financial redress to the victims.
Şirket, mağdurlara mali tazminat teklif etti.

soft focus

/ˌsɑft ˈfoʊkəs/

(noun) yumuşak odak, soft focus;

(verb) yumuşak odaklamak, soft focus yapmak

Örnek:

The portrait was shot with a beautiful soft focus, giving it a dreamy quality.
Portre, rüya gibi bir kalite veren güzel bir yumuşak odak ile çekildi.

closeup

/ˈkloʊsˌʌp/

(noun) yakın çekim, detay çekim

Örnek:

The director asked for a closeup of the actor's face.
Yönetmen, oyuncunun yüzünün yakın çekimini istedi.

cutaway

/ˈkʌt̬.ə.weɪ/

(noun) frak, kuyruklu ceket, kesit;

(adjective) kesitli, kesilmiş

Örnek:

He wore a formal cutaway to the wedding.
Düğüne resmi bir frak giydi.

dissolve

/dɪˈzɑːlv/

(verb) çözmek, çözünmek, feshetmek

Örnek:

Sugar dissolves in water.
Şeker suda çözünür.

insert

/ɪnˈsɝːt/

(verb) sokmak, yerleştirmek, eklemek;

(noun) ek, ilave

Örnek:

He carefully inserted the key into the lock.
Anahtarı dikkatlice kilide soktu.

jump cut

/ˈdʒʌmp kʌt/

(noun) atlama kesimi, jump cut

Örnek:

The director used a jump cut to create a sense of disorientation.
Yönetmen, bir şaşkınlık hissi yaratmak için bir atlama kesimi kullandı.

montage

/ˈmɑːn.tɑːʒ/

(noun) montaj, fotomontaj, kolaj

Örnek:

The film opened with a powerful montage of historical events.
Film, tarihi olayların güçlü bir montajı ile başladı.

wipe

/waɪp/

(verb) silmek, kurulamak, gidermek;

(noun) silme, temizleme

Örnek:

She wiped the counter with a damp cloth.
Tezgahı nemli bir bezle sildi.

flashback

/ˈflæʃ.bæk/

(noun) geri dönüş, anımsama, geçmişe dönüş sahnesi

Örnek:

The smell of smoke triggered a flashback to his time in the war.
Duman kokusu, savaş zamanına dair bir geri dönüş tetikledi.

matte

/mæt/

(adjective) mat, parlak olmayan;

(noun) mat, mat yüzey;

(verb) matlaştırmak, parlaklığını gidermek

Örnek:

The artist preferred matte paint for its non-reflective finish.
Sanatçı, yansıtıcı olmayan yüzeyi nedeniyle mat boyayı tercih etti.

split-screen

/ˈsplɪt.skriːn/

(noun) bölünmüş ekran, split-screen;

(verb) ekranı bölmek, split-screen yapmak

Örnek:

The gamer used a split-screen to play with a friend on the same console.
Oyuncu, aynı konsolda bir arkadaşıyla oynamak için bölünmüş ekran kullandı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren