Toplum, Hukuk ve Siyaset İçinde Normlara meydan okumak Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Toplum, Hukuk ve Siyaset' içinde 'Normlara meydan okumak' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /bɛnd ðə ruːlz/
(idiom) kuralları esnetmek, kuralları çiğnemek
Örnek:
The teacher decided to bend the rules and let the students submit their assignments a day late.
Öğretmen kuralları esnetmeye karar verdi ve öğrencilerin ödevlerini bir gün geç teslim etmelerine izin verdi.
/dɛd tə raɪts/
(idiom) suçüstü, kesin kanıtlarla
Örnek:
The police caught him dead to rights stealing the car.
Polis onu arabayı çalarken suçüstü yakaladı.
have someone's blood on your hands
/hæv ˈsʌm.wʌnz blʌd ɑn jʊər hændz/
(idiom) birinin kanı elinde olmak, birinin ölümünden sorumlu olmak
Örnek:
If the company doesn't fix these safety issues, they'll have someone's blood on their hands.
Eğer şirket bu güvenlik sorunlarını çözmezse, birinin kanı ellerinde olacak.
/ˈsmoʊkɪŋ ɡʌn/
(idiom) kesin kanıt, suçüstü kanıtı
Örnek:
The security footage was the smoking gun that proved his involvement in the robbery.
Güvenlik görüntüleri, onun soygunla ilgisini kanıtlayan kesin kanıttı.
/bɪrd ðə ˈlaɪən ɪn hɪz dɛn/
(idiom) aslanın inine girmek, düşmanı kendi sahasında karşılamak
Örnek:
He decided to beard the lion in his den and confront his boss about the unfair treatment.
Haksız muamele konusunda patronuyla yüzleşmek için aslanın inine girmeye karar verdi.
/breɪk ræŋks/
(idiom) safları bozmak, ayrılmak
Örnek:
One senator decided to break ranks and vote against his party's bill.
Bir senatör safları bozmaya ve partisinin yasa tasarısına karşı oy kullanmaya karar verdi.
take the law into your own hands
/teɪk ðə lɔː ˈɪntuː jʊər oʊn hændz/
(idiom) yasayı kendi ellerine almak, kendi adaletini sağlamak
Örnek:
After the robbery, the victim decided to take the law into his own hands and track down the thieves himself.
Soygunun ardından mağdur, yasayı kendi ellerine almaya ve hırsızları kendisi bulmaya karar verdi.
/dʒʌmp ðə laɪts/
(idiom) kırmızı ışıkta geçmek, ışıkları atlamak
Örnek:
The driver was fined for jumping the lights at the intersection.
Sürücü, kavşakta kırmızı ışıkta geçtiği için para cezasına çarptırıldı.
/ðə lɔː əv ðə ˈdʒʌŋɡl/
(idiom) orman kanunu, güçlünün kanunu
Örnek:
In that cutthroat industry, it's truly the law of the jungle.
O acımasız sektörde gerçekten orman kanunu geçerli.
/ˈeɪ.wɑːl/
(adjective) izinsiz firar, izinsiz devamsız;
(adverb) izinsiz firar, kayboldu
Örnek:
The soldier went AWOL after a disagreement with his commanding officer.
Asker, komutanıyla anlaşmazlık yaşadıktan sonra izinsiz firar etti.
/teɪk frɛnʧ liːv/
(idiom) izinsiz ayrılmak, habersiz gitmek
Örnek:
He decided to take French leave from the meeting, much to his boss's annoyance.
Patronunun canını sıkarak toplantıdan izinsiz ayrılmaya karar verdi.
/aʊt əv ˈsiːzn/
(phrase) mevsim dışı, yasak
Örnek:
Strawberries are out of season in winter.
Çilekler kışın mevsim dışıdır.