Fikir İçinde Eleştirmek Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Fikir' içinde 'Eleştirmek' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /wɪθ ə fli ɪn jʊər ɪər/
(idiom) sert bir azar işiterek, aşağılanarak
Örnek:
He asked for a raise but was sent away with a flea in his ear.
Zam istedi ama sert bir azar işiterek gönderildi.
/hæv ə ɡoʊ/
(idiom) denemek, bir şans vermek, saldırmak
Örnek:
I'm not sure if I can fix it, but I'll have a go.
Tamir edebilir miyim bilmiyorum ama bir deneyeceğim.
/riːd ðə ˈraɪət ækt/
(idiom) haddini bildirmek, fırça atmak
Örnek:
After he broke curfew again, his parents decided to read him the riot act.
Sokağa çıkma yasağını tekrar çiğnedikten sonra, ailesi ona haddini bildirmeye karar verdi.
/dræɡ ˈsʌm.wʌn ˈoʊ.vər ðə koʊlz/
(idiom) birini fırçalamak, birini ağır eleştirmek, birini haşlamak
Örnek:
The boss really dragged him over the coals for missing the deadline.
Patron, son teslim tarihini kaçırdığı için onu gerçekten fırçaladı.
/lɛt ˈsʌmˌwʌn hæv ɪt/
(idiom) haddini bildirmek, azarlamak, sertçe vurmak
Örnek:
When he finally caught his son sneaking out, he really let him have it.
Oğlunu gizlice dışarı çıkarken yakaladığında, gerçekten ona haddini bildirdi.
(like) water off a duck's back
/ˈwɔtər ɔf ə dʌks bæk/
(idiom) deveye hendek atlatmak gibi, vız gelmek
Örnek:
He tried to insult her, but it was like water off a duck's back.
Onu aşağılamaya çalıştı ama bu deveye hendek atlatmak gibiydi.
/ɪn ðə ˈfaɪrɪŋ laɪn/
(idiom) eleştiri oklarının hedefi, ateş hattında
Örnek:
The CEO was in the firing line after the company's poor quarterly results.
Şirketin kötü çeyrek sonuçlarından sonra CEO eleştiri oklarının hedefi oldu.
/bi ɑn ðə rɪˈsiːvɪŋ ɛnd/
(idiom) muhatabı olmak, maruz kalmak
Örnek:
He's always dishing out criticism, but he hates to be on the receiving end of it.
Her zaman eleştiri yapar ama eleştirinin muhatabı olmaktan nefret eder.
/ɪn fʊl kraɪ/
(idiom) tamamen avda, yüksek sesle havlayarak, tamamen eleştiriye başlamış
Örnek:
The hounds were in full cry, pursuing the fox through the woods.
Tazılar tamamen avdaydı, tilkiyi ormanda kovalıyorlardı.
/pɔr/θroʊ koʊld ˈwɔtər ɑn/
(idiom) hevesini kırmak, cesaretini kırmak
Örnek:
She was excited about her new business idea, but her parents poured cold water on it.
Yeni iş fikri konusunda heyecanlıydı ama ailesi hevesini kırdı.
the pot calling the kettle black
/ðə pɑt ˈkɔlɪŋ ðə ˈkɛtəl blæk/
(idiom) tencere dibin kara seninki benden kara, iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır
Örnek:
He called me lazy, but that's the pot calling the kettle black, considering how much he procrastinates.
Bana tembel dedi ama bu tencere dibin kara seninki benden kara, ne kadar ertelediğini düşünürsek.