Avatar of Vocabulary Set Öncelik

Etki ve Katılım İçinde Öncelik Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Etki ve Katılım' içinde 'Öncelik' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

on the back burner

/ɑn ðə bæk ˈbɜrnər/

(idiom) arka planda, beklemeye alınmış, ertelendi

Örnek:

We've put the new project on the back burner for now.
Yeni projeyi şimdilik arka plana attık.

have bigger/other fish to fry

/hæv ˈbɪɡər ˈfɪʃ tə fraɪ/

(idiom) daha önemli işleri olmak, başka öncelikleri olmak

Örnek:

I can't help you with that trivial matter; I have bigger fish to fry.
O önemsiz konuda sana yardım edemem; daha önemli işlerim var.

get down to brass tacks

/ɡɛt daʊn tu bræs tæks/

(idiom) esas konuya gelmek, lafı dolandırmadan konuşmak

Örnek:

Let's stop wasting time and get down to brass tacks.
Hadi zaman kaybetmeyi bırakıp esas konuya gelelim.

back to basics

/bæk tu ˈbeɪsɪks/

(idiom) temellere dönmek, esaslara geri dönmek

Örnek:

After the failed project, the team decided to go back to basics.
Başarısız projenin ardından ekip temellere geri dönmeye karar verdi.

second banana

/ˈsek.ənd bəˈnæn.ə/

(idiom) ikinci adam, yardımcı

Örnek:

He's always been the second banana in the team, never the leader.
Takımda her zaman ikinci adam oldu, asla lider değil.

play second fiddle

/pleɪ ˈsɛkənd ˈfɪdl/

(idiom) ikinci planda kalmak, ikincil konumda olmak

Örnek:

She's tired of always having to play second fiddle to her older sister.
Ablasına her zaman ikinci planda kalmaktan sıkıldı.

take a back seat

/teɪk ə bæk siːt/

(idiom) geri planda kalmak, önemini azaltmak

Örnek:

After the promotion, he decided to take a back seat and let his team lead the project.
Terfiden sonra, geri planda kalmaya ve ekibinin projeyi yönetmesine izin vermeye karar verdi.

first things first

/fɜrst θɪŋz fɜrst/

(idiom) önce en önemli şey, her şeyden önce

Örnek:

Okay, first things first, let's make a plan.
Tamam, önce en önemli şey, bir plan yapalım.

second best

/ˌsek.ənd ˈbest/

(adjective) ikinci en iyi, ikinci iyi

Örnek:

She was the second best student in her class.
Sınıfındaki ikinci en iyi öğrenciydi.

fall by the wayside

/fɔl baɪ ðə ˈweɪ.saɪd/

(idiom) yolda kalmak, başarısız olmak, unutulmak

Örnek:

Many good ideas fall by the wayside due to lack of funding.
Birçok iyi fikir, finansman eksikliği nedeniyle yolda kalır.

set great store by

/sɛt ɡreɪt stɔr baɪ/

(idiom) büyük önem vermek, çok değer vermek

Örnek:

She sets great store by honesty and integrity.
Dürüstlüğe ve dürüstlüğe büyük önem verir.

on the front burner

/ɑn ðə frʌnt ˈbɜrnər/

(idiom) öncelikli, ön planda

Örnek:

The new project is on the front burner, so we need to focus all our efforts on it.
Yeni proje öncelikli, bu yüzden tüm çabalarımızı ona odaklamalıyız.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren