Avatar of Vocabulary Set Değiştirmek

Etki ve Katılım İçinde Değiştirmek Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Etki ve Katılım' içinde 'Değiştirmek' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

set in stone

/sɛt ɪn stoʊn/

(idiom) kesinleşmiş, değiştirilemez

Örnek:

The decision is not yet set in stone, so we can still make changes.
Karar henüz kesinleşmedi, bu yüzden hala değişiklik yapabiliriz.

(stuck) in a rut

/stʌk ɪn ə rʌt/

(idiom) rutine takılıp kalmak, rutinleşmek

Örnek:

I feel like I'm stuck in a rut with my job; every day is the same.
İşimde rutine takılıp kalmış gibiyim; her gün aynı.

come of age

/kʌm əv eɪdʒ/

(idiom) reşit olmak, yetişkin olmak, olgunlaşmak

Örnek:

She will come of age next year and be able to vote.
Gelecek yıl reşit olacak ve oy kullanabilecek.

sea change

/ˈsiː ˌtʃeɪndʒ/

(noun) büyük değişim, köklü dönüşüm

Örnek:

The internet brought about a sea change in how we communicate.
İnternet, iletişim şeklimizde büyük bir değişim yarattı.

bird of passage

/ˌbɝːd əv ˈpæs.ɪdʒ/

(idiom) göçebe, gezgin

Örnek:

He's a true bird of passage, never staying in one city for more than a year.
O gerçek bir göçebe, bir şehirde bir yıldan fazla kalmaz.

ups and downs

/ʌps ənd daʊnz/

(idiom) inişler ve çıkışlar, iyi kötü günler

Örnek:

Every relationship has its ups and downs.
Her ilişkinin inişleri ve çıkışları vardır.

change hands

/tʃeɪndʒ hændz/

(idiom) el değiştirmek, sahip değiştirmek

Örnek:

The old house has changed hands several times over the years.
Eski ev yıllar içinde birkaç kez el değiştirdi.

second nature

/ˈsɛkənd ˈneɪtʃər/

(noun) ikinci doğa, yerleşmiş alışkanlık

Örnek:

After years of practice, playing the piano became second nature to her.
Yıllarca süren pratikten sonra piyano çalmak onun için ikinci doğa haline geldi.

turn over a new leaf

/tɜrn ˈoʊvər ə nu lif/

(idiom) yeni bir sayfa açmak, davranışlarını düzeltmek

Örnek:

After his release from prison, he promised to turn over a new leaf.
Hapisten çıktıktan sonra yeni bir sayfa açmaya söz verdi.

break the habit of a lifetime

/breɪk ðə ˈhæbɪt əv ə ˈlaɪftaɪm/

(idiom) bir ömür boyu süren alışkanlığı kırmak, köklü bir alışkanlığı değiştirmek

Örnek:

It's hard to break the habit of a lifetime, but I'm trying to eat healthier.
Bir ömür boyu süren alışkanlığı kırmak zor ama daha sağlıklı beslenmeye çalışıyorum.

roller coaster

/ˈroʊ.lər ˌkoʊ.stər/

(noun) hız treni, inişli çıkışlı, dalgalı

Örnek:

The kids screamed with delight as the roller coaster plunged down the steep drop.
Hız treni dik yokuş aşağı inerken çocuklar sevinçle çığlık attı.

ebb and flow

/ˈɛb ənd ˈfloʊ/

(idiom) iniş ve çıkış, gelgit, dalgalanma

Örnek:

The ebb and flow of the tides is a natural phenomenon.
Gelgitlerin iniş ve çıkışı doğal bir olgudur.

be stuck in a time warp

/bi stʌk ɪn ə taɪm wɔrp/

(idiom) zaman tünelinde sıkışıp kalmak, zamana ayak uyduramamak

Örnek:

Walking into that old shop felt like being stuck in a time warp; nothing had changed in decades.
O eski dükkana girmek, zaman tünelinde sıkışıp kalmış gibiydi; on yıllardır hiçbir şey değişmemişti.

(the) shifting sands of

/ðə ˈʃɪftɪŋ sændz əv/

(idiom) değişen kumları, sürekli değişen koşulları

Örnek:

Navigating the political landscape is like dealing with the shifting sands of power.
Siyasi manzarada gezinmek, gücün değişen kumlarıyla uğraşmak gibidir.

go through the roof

/ɡoʊ θru ðə ruf/

(idiom) küplere binmek, çok sinirlenmek, tavan yapmak

Örnek:

When he saw the damage, he literally went through the roof.
Hasarı görünce resmen küplere bindi.

go through the floor

/ɡoʊ θruː ðə flɔr/

(idiom) taban yapmak, çok düşmek

Örnek:

Sales of the product went through the floor after the scandal.
Skandal sonrası ürün satışları taban yaptı.

leave well enough alone

/liːv wɛl ɪˈnʌf əˈloʊn/

(idiom) olduğu gibi bırakmak, iyi giden şeyi bozmamak

Örnek:

The old system works fine, so let's leave well enough alone.
Eski sistem iyi çalışıyor, bu yüzden olduğu gibi bırakalım.

get with the program

/ɡɛt wɪθ ðə ˈproʊ.ɡræm/

(idiom) duruma ayak uydurmak, anlamak

Örnek:

You need to get with the program if you want to succeed in this company.
Bu şirkette başarılı olmak istiyorsan duruma ayak uydurmalısın.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren