His İçinde Tahriş Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'His' içinde 'Tahriş' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /prɛs/pʊʃ ˈsʌm.wʌnz ˈbʌt.ənz/
(idiom) damarına basmak, sinirlendirmek
Örnek:
He knows how to press all my buttons, especially when he talks about my messy room.
Özellikle dağınık odamdan bahsettiğinde, damarıma basmayı çok iyi biliyor.
/æt ðə ɛnd əv jʊər roʊp/
(idiom) ipinin ucunda olmak, çaresiz
Örnek:
After weeks of trying to fix the problem, I'm really at the end of my rope.
Haftalarca sorunu çözmeye çalıştıktan sonra gerçekten ipimin ucundayım.
/sʌn əv ə ɡʌn/
(idiom) vay canına, pes doğrusu, yaramaz
Örnek:
Well, son of a gun, I never thought I'd see you here!
Vay canına, pes doğrusu, seni burada göreceğimi hiç düşünmezdim!
/hæv hæd ɪˈnʌf/
(idiom) yeterince, bıkmak
Örnek:
I've had enough of your excuses; just get the work done.
Mazeretlerinden yeterince duydum; sadece işi bitir.
/fɛd ʌp tu ðə bæk tiθ/
(idiom) bıkmak usandım, canına tak etmek
Örnek:
I'm fed up to the back teeth with his constant complaining.
Onun sürekli şikayetlerinden bıktım usandım.
/ɡɛt ɪn ˈsʌm.wʌnz hɛr/
(idiom) ayak bağı olmak, canını sıkmak
Örnek:
My little brother always seems to get in my hair when I'm trying to study.
Küçük kardeşim ders çalışmaya çalıştığımda hep ayak bağı olur.
/ɡɛt ʌp ˈsʌm.wʌnz noʊz/
(idiom) birinin sinirini bozmak, birini rahatsız etmek
Örnek:
His constant complaining really gets up my nose.
Sürekli şikayet etmesi gerçekten sinirimi bozuyor.
/draɪv ˈsʌm.wʌn tuː dɪˈstræk.ʃən/
(idiom) birini çileden çıkarmak, birini delirtmek
Örnek:
The constant noise from the construction site is driving me to distraction.
İnşaat alanından gelen sürekli gürültü beni çileden çıkarıyor.
/bi ɑn ˈsʌm.wʌnz bæk/
(idiom) başının etini yemek, sürekli eleştirmek
Örnek:
My boss is always on my back about deadlines.
Patronum sürekli başımın etini yiyor son teslim tarihleri yüzünden.
/briːð daʊn ˈsʌm.wʌnz nek/
(idiom) enseye binmek, yakından takip etmek, baskı yapmak
Örnek:
My boss is always breathing down my neck about deadlines.
Patronum son teslim tarihleri konusunda sürekli ensemde.
/ɑn ˈsʌm.bə.diz hiːlz/
(idiom) birinin peşinde, birinin hemen arkasında
Örnek:
The police were right on his heels after the robbery.
Soygunun ardından polis hemen peşindeydi.
/luːz jʊər kuːl/
(idiom) sakinliğini kaybetmek, sinirlenmek
Örnek:
He tends to lose his cool when things don't go his way.
İşler istediği gibi gitmeyince sakinliğini kaybetme eğilimindedir.
/æt yʊər wɪts ɛnd/
(idiom) çaresiz kalmak, ne yapacağını bilememek, aklının ucuna gelmek
Örnek:
I'm at my wits' end trying to figure out this puzzle.
Bu bulmacayı çözmeye çalışırken çaresizim.
/sʌn əv ə bɪtʃ/
(idiom) piç kurusu, şerefsiz, kahretsin
Örnek:
That son of a bitch cut me off in traffic!
O piç kurusu trafikte önümü kesti!