Avatar of Vocabulary Set Zorlaştırın

Zor İçinde Zorlaştırın Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Zor' içinde 'Zorlaştırın' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

a pain in the ass

/ə peɪn ɪn ðə æs/

(idiom) baş belası, can sıkıcı, sinir bozucu

Örnek:

My little brother can be a pain in the ass sometimes.
Küçük kardeşim bazen baş belası olabiliyor.

be a victim of your own success

/bi ə ˈvɪktɪm əv jʊər oʊn səkˈsɛs/

(idiom) kendi başarısının kurbanı olmak

Örnek:

The popular restaurant started to be a victim of its own success when it couldn't handle the overwhelming number of customers.
Popüler restoran, aşırı müşteri sayısını kaldıramayınca kendi başarısının kurbanı olmaya başladı.

a pain (in the neck)

/ə peɪn (ɪn ðə nɛk)/

(idiom) baş belası, can sıkıcı şey, dert

Örnek:

My little brother can be a pain in the neck sometimes.
Küçük kardeşim bazen baş belası olabiliyor.

be beyond a joke

/bi bɪˈjɑːnd ə dʒoʊk/

(idiom) şaka olmaktan çıkmak, kabul edilemez olmak

Örnek:

The constant delays are starting to be beyond a joke.
Sürekli gecikmeler şaka olmaktan çıktı.

get in the way of

/ɡɛt ɪn ðə weɪ əv/

(idiom) önüne geçmek, engellemek

Örnek:

Don't let fear get in the way of your dreams.
Korkunun hayallerinin önüne geçmesine izin verme.

long haul

/ˈlɔŋ hɔl/

(noun) uzun soluklu, uzun mesafe

Örnek:

This project is a long haul, but it will be worth it.
Bu proje uzun soluklu, ama buna değecek.

stumbling block

/ˈstʌm.blɪŋ ˌblɑːk/

(noun) engel, köstek

Örnek:

Lack of funding proved to be a major stumbling block for the project.
Finansman eksikliği, proje için büyük bir engel oldu.

take a lot out of

/teɪk ə lɑt aʊt əv/

(idiom) çok yormak, enerjisini tüketmek

Örnek:

That long meeting really took a lot out of me.
O uzun toplantı beni gerçekten çok yordu.

the last straw

/ðə læst strɔː/

(idiom) bardağı taşıran son damla, son nokta

Örnek:

When he insulted my family, that was the last straw.
Aileme hakaret ettiğinde, bu bardağı taşıran son damla oldu.

get your hands dirty

/ɡɛt jʊər hændz ˈdɜr.ti/

(idiom) ellerini kirletmek, fiziksel iş yapmak, dürüst olmayan bir şeye karışmak

Örnek:

He's not afraid to get his hands dirty and help with the gardening.
Ellerini kirletmekten ve bahçe işlerine yardım etmekten çekinmez.

thorn in your side

/θɔrn ɪn jʊər saɪd/

(idiom) başına bela, gözüne batan

Örnek:

His younger brother has always been a thorn in his side, constantly getting into mischief.
Küçük kardeşi her zaman başına bela olmuştur, sürekli yaramazlık yapar.

the chill wind of

/ðə tʃɪl wɪnd əv/

(idiom) soğuk rüzgarı, korku hissi

Örnek:

The news of the layoffs sent the chill wind of fear through the office.
İşten çıkarma haberleri ofise soğuk bir korku rüzgarı estirdi.

a millstone around your neck

/ə ˈmɪlˌstoʊn əˈraʊnd jʊər nɛk/

(idiom) boynuna dolanmış değirmen taşı, ağır yük

Örnek:

His gambling debts became a millstone around his neck.
Kumar borçları boynuna dolanmış bir değirmen taşı oldu.

the straw that breaks the camel's back

/ðə strɔ ðæt breɪks ðə ˈkæm.əlz bæk/

(idiom) bardağı taşıran son damla

Örnek:

His constant tardiness was annoying, but forgetting my birthday was the straw that broke the camel's back.
Sürekli geç kalması sinir bozucuydu ama doğum günümü unutması bardağı taşıran son damla oldu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren