Anlaşma İçinde İkna ve Arabuluculuk 1 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Anlaşma' içinde 'İkna ve Arabuluculuk 1' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren(verb) çağrı yapmak, çağrı, cazip gelmek;
(noun) çağrı, ricada bulunma, çekicilik
Örnek:
(verb) hakemlik etmek, arabuluculuk yapmak, karar vermek
Örnek:
(noun) tahkim, arabuluculuk
Örnek:
(noun) hakem, arabulucu
Örnek:
(verb) tartışmak, savunmak, kavga etmek
Örnek:
(noun) zorlama, baskı
Örnek:
(phrasal verb) dövmek, kırmak, fiyatı düşürmek
Örnek:
(plural noun) tatlı sözler, iltifatlar, okşamalar
Örnek:
(verb) rüşvet vermek, satın almak;
(noun) rüşvet
Örnek:
(phrasal verb) ikna etmek, fikrini değiştirmek, kendine getirmek
Örnek:
(phrasal verb) bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek
Örnek:
(noun) havuç, teşvik
Örnek:
(verb) ikna etmek, kandırmak, tatlı dille konuşmak
Örnek:
(noun) ikna, kandırma, tatlı dil;
(verb) ikna etmek, kandırmak, tatlı dille konuşmak
Örnek:
(verb) ikna etmek
Örnek:
(adjective) ikna edici, inandırıcı
Örnek:
(noun) cayma süresi, soğuma süresi
Örnek:
(verb) sarkmak, sallanmak, sunmak
Örnek:
(verb) vazgeçirmek, caydırmak
Örnek:
(verb) teşvik etmek, cesaretlendirmek, geliştirmek
Örnek:
(verb) cezbetmek, ayartmak, baştan çıkarmak
Örnek:
(verb) teşvik etmek, çağırmak
Örnek:
(noun) teşvik, nasihat, uyarı
Örnek:
(noun) ilişki düzeltme, barışma
Örnek:
(verb) almak, elde etmek, edinmek;
(noun) sonuç, kazanım
Örnek:
(phrasal verb) dolaşmak, gezmek, atlatmak
Örnek:
(phrasal verb) çıkmak, ayrılmak, ortaya çıkmak;
(exclamation) hadi canım, yok artık
Örnek:
(idiom) dilbazlık yeteneği, konuşma yeteneği
Örnek:
(noun) nutuk, azarlama, sert konuşma;
(verb) nutuk çekmek, azarlamak, sert konuşmak
Örnek:
(phrase) dürüst arabulucu, tarafsız aracı
Örnek:
(verb) ikna etmek, teşvik etmek, neden olmak
Örnek:
(noun) teşvik, özendirme, cazibe
Örnek:
(verb) araya girmek, müdahale etmek
Örnek:
(noun) aracılık, şefaat, müdahale
Örnek:
(noun) aracı, uzlaştırıcı;
(adjective) aracı, ara
Örnek:
(verb) müdahale etmek, araya girmek, meydana gelmek
Örnek:
(noun) müdahale, araya girme, müdahale (terapötik)
Örnek:
(noun) lobi, çıkar grubu, bekleme salonu;
(verb) lobi yapmak, etkilemek
Örnek:
(noun) lobici
Örnek:
(verb) cezbetmek, ayartmak, çekmek;
(noun) cazibe, yem, çekicilik
Örnek: