Sosyal etkileşim İçinde İntikam Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Sosyal etkileşim' içinde 'İntikam' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğrenrevenge is a dish best served cold
/rɪˈvendʒ ɪz ə dɪʃ best sɜːrvd koʊld/
(idiom) intikam soğuk yenen bir yemektir
Örnek:
He waited years to bankrupt his rival, proving that revenge is a dish best served cold.
Rakibini iflas ettirmek için yıllarca bekledi ve intikam soğuk yenen bir yemektir sözünü kanıtladı.
an eye for an eye makes the whole world blind
/æn aɪ fɔːr æn aɪ meɪks ðə hoʊl wɜːrld blaɪnd/
(idiom) göze göz tüm dünyayı kör eder
Örnek:
We must seek peace through forgiveness, because an eye for an eye makes the whole world blind.
Affederek barışı aramalıyız, çünkü göze göz tüm dünyayı kör eder.
/blʌd wɪl hæv blʌd/
(idiom) kan kanı çeker, kan kanla ödenir
Örnek:
The cycle of revenge continues in the region, proving that blood will have blood.
Bölgedeki intikam döngüsü devam ediyor ve kanın kanla temizleneceğini kanıtlıyor.
to forget a wrong is the best revenge
/tu fərˈɡɛt ə rɔŋ ɪz ðə bɛst rɪˈvɛndʒ/
(idiom) bir yanlışı unutmak en iyi intikamdır
Örnek:
I decided not to retaliate because to forget a wrong is the best revenge.
Misilleme yapmamaya karar verdim çünkü bir yanlışı unutmak en iyi intikamdır.
/tuː blæks doʊnt meɪk ə waɪt/
(idiom) iki yanlış bir doğru etmez
Örnek:
Just because he lied to you doesn't mean you should lie back; two blacks don't make a white.
Onun sana yalan söylemiş olması senin de ona yalan söylemen gerektiği anlamına gelmez; iki yanlış bir doğru etmez.
/tuː rɔːŋz doʊnt meɪk ə raɪt/
(idiom) yanlış yanlışı düzeltmez
Örnek:
I know he lied to you, but two wrongs don't make a right, so don't lie to him.
Sana yalan söylediğini biliyorum ama yanlış yanlışı düzeltmez, bu yüzden sen ona yalan söyleme.
/doʊnt ɡɛt mæd ɡɛt ˈiː.vən/
(idiom) kızma, öcünü al, öfkelenme, intikam al
Örnek:
When her business partner cheated her, she decided don't get mad, get even.
İş ortağı onu aldattığında, kızma, öcünü al diye karar verdi.
/ˈtɜrn.əˌbaʊt ɪz fer pleɪ/
(idiom) kısasa kısas, gün gelir devran döner
Örnek:
He played a prank on me last week, so I'm getting him back today; turnabout is fair play.
Geçen hafta bana bir şaka yaptı, bu yüzden bugün ondan öcümü alıyorum; kısasa kısas.
/rɪˈvendʒ ɪz swiːt/
(idiom) intikam tatlıdır
Örnek:
After years of being bullied, he finally outperformed his rival; truly, revenge is sweet.
Yıllarca zorbalığa uğradıktan sonra nihayet rakibini geride bıraktı; gerçekten de intikam tatlıdır.