İş ve Para İçinde Ofis Hayatı ve İş Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'İş ve Para' içinde 'Ofis Hayatı ve İş' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ɔːl ɪn ə deɪz wɜrk/
(idiom) işin olağan bir parçası, günlük iş
Örnek:
Staying late to finish the report was all in a day's work for him.
Raporu bitirmek için geç kalmak onun için işin olağan bir parçasıydı.
/ɪn ˈhɑːrnɪs/
(idiom) iş başında, görevde, aktif olarak
Örnek:
After a long vacation, it's good to be back in harness.
Uzun bir tatilden sonra tekrar iş başında olmak güzel.
/ðə ræt reɪs/
(idiom) fare yarışı, bitmek bilmeyen koşuşturma
Örnek:
He decided to leave the rat race and move to the countryside.
Fare yarışını bırakıp kırsala taşınmaya karar verdi.
/tɔk ʃɑp/
(idiom) iş konuşmak, mesleki konuları konuşmak
Örnek:
Let's try not to talk shop during dinner tonight.
Bu akşam yemekte iş konuşmamaya çalışalım.
/ˈrɛd ˌteɪp/
(noun) bürokrasi, kırtasiyecilik, kırmızı bant
Örnek:
We had to cut through a lot of red tape to get the project approved.
Projenin onaylanması için çok fazla bürokrasiyle uğraşmak zorunda kaldık.
/tɑp dɔɡ/
(idiom) en tepedeki kişi, lider, patron
Örnek:
After years of hard work, he finally became the top dog at the company.
Yıllarca süren sıkı çalışmanın ardından sonunda şirketin en tepesindeki kişi oldu.
/nuː kɪd ɑn ðə blɑk/
(idiom) yeni gelen, çaylak
Örnek:
As the new kid on the block, she was eager to learn everything.
Yeni gelen olarak her şeyi öğrenmeye hevesliydi.
/pɑːrt əv ðə ˈfɜːrnɪtʃər/
(idiom) mobilyanın bir parçası, demirolay
Örnek:
After working here for twenty years, John has become part of the furniture.
Yirmi yıl burada çalıştıktan sonra John mobilyanın bir parçası haline geldi.
/rʌn ə taɪt ʃɪp/
(idiom) sıkı bir yönetim sergilemek, disiplinli yönetmek
Örnek:
The new manager really runs a tight ship; everything is organized and efficient.
Yeni yönetici gerçekten sıkı bir yönetim sergiliyor; her şey düzenli ve verimli.
/ˈdɛdˌɛnd dʒɑb/
(noun) çıkmaz sokak işi, geleceği olmayan iş
Örnek:
He felt stuck in a dead-end job with no future.
Geleceği olmayan bir çıkmaz işte sıkışıp kalmış hissediyordu.
/ˈbʌs.mənz ˈhɑl.ɪ.deɪ/
(idiom) otobüs şoförü tatili, işe benzer tatil
Örnek:
As a chef, cooking for his family on his day off is a real busman's holiday.
Bir şef olarak, izin gününde ailesi için yemek yapmak gerçek bir otobüs şoförü tatilidir.
/nuː blʌd/
(idiom) yeni kan, yeni üyeler
Örnek:
The company needs some new blood to revitalize its marketing department.
Şirketin pazarlama departmanını canlandırmak için biraz yeni kana ihtiyacı var.