His İçinde Üzüntü veya Hoşnutsuzluk Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'His' içinde 'Üzüntü veya Hoşnutsuzluk' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ɑn jʊər ˈkɑn.ʃəns/
(idiom) vicdanında, vicdanını rahatsız etmek
Örnek:
The secret he kept was weighing heavily on his conscience.
Sakladığı sır vicdanını ağır bir şekilde rahatsız ediyordu.
/iːt ˈsʌm.wʌn əˈlaɪv/
(idiom) canlı canlı yemek, şiddetle eleştirmek, kolayca yenmek
Örnek:
The boss will eat him alive if he doesn't finish the report on time.
Raporu zamanında bitirmezse patron onu canlı canlı yer.
/ə lʌmp ɪn jʊər θroʊt/
(idiom) boğazı düğümlenmek, boğazına bir yumru oturmak
Örnek:
She had a lump in her throat as she watched her daughter graduate.
Kızının mezuniyetini izlerken boğazı düğümlendi.
/iːt jʊər hɑːrt aʊt/
(idiom) kıskançlıktan çatla, için içini yesin
Örnek:
I'm going on vacation to Hawaii next week, so eat your heart out!
Gelecek hafta Hawaii'ye tatile gidiyorum, o yüzden kıskançlıktan çatla!
/ˈoʊpən ðə ˈflʌdˌɡeɪts/
(idiom) kapı aralamak, sel kapaklarını açmak
Örnek:
Removing the regulations would open the floodgates to uncontrolled development.
Yönetmelikleri kaldırmak, kontrolsüz gelişmeye kapı aralayacaktır.
put someone's nose out of joint
/pʊt ˈsʌm.wʌnz noʊz aʊt əv dʒɔɪnt/
(idiom) birinin keyfini kaçırmak, birini gücendirmek
Örnek:
She was worried that her promotion would put her colleague's nose out of joint.
Terfisinin iş arkadaşının keyfini kaçıracağından endişeleniyordu.
/teɪk ˈsʌmθɪŋ tu hɑːrt/
(idiom) ciddiye almak, kalbine indirmek
Örnek:
Don't take his criticism to heart; he's just in a bad mood.
Onun eleştirisini ciddiye alma; sadece kötü bir ruh halinde.
/bi aʊt əv jʊər ˈɛl.ɪ.mənt/
(idiom) yabancı hissetmek, rahatsız olmak
Örnek:
She felt completely out of her element at the formal dinner party.
Resmi akşam yemeğinde kendini tamamen yabancı hissetti.
/sɪk ænd ˈtaɪərd əv/
(idiom) bıkmak ve usanmak, canına tak etmek
Örnek:
I'm sick and tired of your excuses; just get the job done!
Mazeretlerinden bıktım ve usandım; sadece işi bitir!
/daʊn ɪn ðə dʌmps/
(idiom) morali bozuk, depresif, keyifsiz
Örnek:
She's been down in the dumps ever since her cat ran away.
Kedisi kaçtığından beri morali bozuk.
/ˌbroʊkən ˈhɑːrt/
(noun) kalp kırıklığı, aşk acısı
Örnek:
After the breakup, she suffered from a broken heart for months.
Ayrılıktan sonra aylarca kalp kırıklığı yaşadı.
/breɪk ˈsʌm.wʌnz hɑːrt/
(idiom) birinin kalbini kırmak, birine büyük üzüntü vermek
Örnek:
It would break my heart if you left me.
Beni terk edersen kalbimi kırarsın.