Yenmek İçinde Başarısızlığa yol açar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Yenmek' içinde 'Başarısızlığa yol açar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /tʃɪŋk ɪn ˈsʌmwʌnz ˈɑːmər/
(idiom) zayıf nokta, açık
Örnek:
The prosecutor found a chink in the defendant's armor during cross-examination.
Savcı, çapraz sorgu sırasında sanığın zırhında bir çatlak buldu.
/ɑn ðə rʌn/
(idiom) firarda, kaçak, koşturup duran
Örnek:
The suspect has been on the run for three days.
Şüpheli üç gündür firarda.
/əˌkɪl.iːz ˈhiːl/
(idiom) aşil topuğu, zayıf nokta
Örnek:
His inability to delegate was his Achilles heel as a manager.
Yetki devredememesi, bir yönetici olarak onun aşil topuğu idi.
/dɪɡ jʊər oʊn ɡreɪv/
(idiom) kendi mezarını kazmak, kendine zarar vermek
Örnek:
If you keep lying to your boss, you're just going to dig your own grave.
Patronuna yalan söylemeye devam edersen, sadece kendi mezarını kazarsın.
/kʌt jʊər oʊn θroʊt/
(idiom) kendi ipini çekmek, kendine zarar vermek
Örnek:
If you refuse to cooperate with your team, you'll be cutting your own throat.
Ekibinle işbirliği yapmayı reddedersen, kendi ipini çekmiş olursun.
/bi jʊər oʊn wɜrst ˈɛn.ə.mi/
(idiom) kendi kendine düşman olmak, kendi kuyusunu kazmak
Örnek:
He tends to be his own worst enemy, always sabotaging his chances of success.
Kendi başarısızlıklarının nedeni genellikle kendisidir, her zaman başarı şansını sabote eder.
kill the goose that lays the golden egg
/kɪl ðə ɡuːs ðæt leɪz ðə ˈɡoʊldən ɛɡ/
(idiom) altın yumurtlayan tavuğu kesmek, zenginlik kaynağını yok etmek
Örnek:
By cutting corners on quality, the company is killing the goose that lays the golden egg.
Kaliteden ödün vererek şirket, altın yumurtlayan tavuğu kesiyor.
/ðə ˈfaɪnl neɪl ɪn ðə ˈkɔfɪn/
(idiom) son çivi, son darbe
Örnek:
The company's latest scandal was the final nail in the coffin for its reputation.
Şirketin son skandalı, itibarının son çivisi oldu.
/ɡɛt ɑn tɑp əv/
(idiom) halletmek, üstesinden gelmek, kontrol altına almak
Örnek:
I need to get on top of my workload before the deadline.
Son teslim tarihinden önce iş yükümü halletmem gerekiyor.
/rɛst ɑn yʊər ˈlɔrəlz/
(idiom) başarılarıyla yetinmek, laurellerine yaslanmak
Örnek:
After winning the championship, the team decided not to rest on their laurels and started training for the next season.
Şampiyonluğu kazandıktan sonra takım, başarılarıyla yetinmeyip bir sonraki sezon için antrenmanlara başladı.
/ɑn ˈʃeɪki ɡraʊnd/
(idiom) zayıf bir zeminde, istikrarsız bir konumda
Örnek:
His argument was on shaky ground because he lacked sufficient evidence.
Yeterli kanıtı olmadığı için argümanı zayıf bir zemindeydi.
/nɑk ˈsʌm.θɪŋ ɑn ðə hɛd/
(idiom) bir şeyi durdurmak, bir plana son vermek
Örnek:
We need to knock this project on the head before it costs us any more money.
Daha fazla para kaybetmeden bu projeyi durdurmalıyız.
/kɪs əv dɛθ/
(idiom) ölüm öpücüğü, son darbe
Örnek:
The new policy was the kiss of death for the small business.
Yeni politika küçük işletme için ölüm öpücüğü oldu.