Avatar of Vocabulary Set Yemek Hazırlama

C2 Seviyesi İçinde Yemek Hazırlama Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Yemek Hazırlama' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

blanch

/blæntʃ/

(verb) ağarmak, solmak, haşlamak

Örnek:

The shock of the news made her face blanch.
Haberin şoku yüzünü ağarttı.

scald

/skɑːld/

(verb) yakmak, haşlamak, ısıtmak;

(noun) yanık, haşlanma

Örnek:

Be careful not to scald yourself with the boiling water.
Kaynar suyla kendini yakmamaya dikkat et.

deglaze

/ˌdiːˈɡleɪz/

(verb) deglaze etmek, tava dibini çözmek

Örnek:

After searing the steak, I used red wine to deglaze the pan.
Biftekleri mühürledikten sonra, tavayı deglaze etmek için kırmızı şarap kullandım.

aerate

/erˈeɪt/

(verb) havalandırmak, hava vermek, gazlandırmak

Örnek:

You need to aerate the soil before planting.
Ekimden önce toprağı havalandırmanız gerekir.

dredge

/dredʒ/

(verb) tarama yapmak, dip temizliği yapmak, çıkarmak;

(noun) dredger, tarama makinesi, kaplama

Örnek:

They plan to dredge the river to improve navigation.
Seyrüseferini iyileştirmek için nehri taramayı planlıyorlar.

knead

/niːd/

(verb) yoğurmak, masaj yapmak

Örnek:

She began to knead the dough on the floured surface.
Unlanmış yüzeyde hamuru yoğurmaya başladı.

chargrill

/ˈtʃɑːr.ɡrɪl/

(verb) ızgarada pişirmek, kömürde pişirmek

Örnek:

We decided to chargrill the chicken for a smoky flavor.
Tavuğu isli bir lezzet için ızgarada pişirmeye karar verdik.

parboil

/ˈpɑːrbɔɪl/

(verb) haşlamak, yarı haşlamak

Örnek:

You should parboil the potatoes before roasting them.
Patatesleri kızartmadan önce haşlamalısın.

saute

/sɔːˈteɪ/

(verb) sotelemek, hafifçe kızartmak;

(noun) sote, hafifçe kızartılmış yemek

Örnek:

Sauté the onions until they are translucent.
Soğanları şeffaf olana kadar soteleyin.

broil

/brɔɪl/

(verb) ızgara yapmak, kızartmak, kavurmak

Örnek:

She decided to broil the salmon for dinner.
Akşam yemeği için somonu ızgara yapmaya karar verdi.

filet

/fɪˈleɪ/

(noun) fileto;

(verb) fileto yapmak, kemiklerini ayırmak

Örnek:

She ordered the salmon filet with vegetables.
Sebzeli somon fileto sipariş etti.

braise

/breɪz/

(verb) haşlamak, kısık ateşte pişirmek

Örnek:

She decided to braise the beef with vegetables for dinner.
Akşam yemeği için dana etini sebzelerle haşlamaya karar verdi.

bloom

/bluːm/

(noun) çiçek, çiçeklenme, canlanma;

(verb) çiçek açmak, çiçeklenmek, canlanmak

Örnek:

The rose bush was covered in beautiful blooms.
Gül çalısı güzel çiçeklerle kaplıydı.

nuke

/nuːk/

(verb) nükleer silahlarla vurmak, nükleer saldırı yapmak, mikrodalgada ısıtmak;

(noun) nükleer silah, atom bombası

Örnek:

The country threatened to nuke its enemies.
Ülke düşmanlarını nükleer silahlarla vurmakla tehdit etti.

pop

/pɑːp/

(noun) patlama, çıtırtı, gazlı içecek;

(verb) patlamak, çıtırdamak, uğramak;

(adjective) pop, popüler;

(adverb) pat diye, aniden

Örnek:

The balloon burst with a loud pop.
Balon yüksek bir patlama sesiyle patladı.

spatchcock

/ˈspætʃ.kɑːk/

(noun) spatchcock, açık ızgara tavuk;

(verb) spatchcock yapmak, açıp ızgara yapmak

Örnek:

We had a delicious spatchcock chicken for dinner.
Akşam yemeğinde lezzetli bir spatchcock tavuk yedik.

zap

/zæp/

(verb) yok etmek, silmek, hızla geçmek;

(noun) şaklama, acı;

(interjection) şak, pat

Örnek:

The superhero used his laser to zap the alien invaders.
Süper kahraman, uzaylı istilacıları yok etmek için lazerini kullandı.

baste

/beɪst/

(verb) yağlamak, sulamak, teyel yapmak

Örnek:

Remember to baste the turkey every hour to keep it from drying out.
Kurumasını önlemek için hindiyi her saat yağlamayı unutmayın.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren