Avatar of Vocabulary Set Fikir

Fikir İçinde Fikir Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Fikir' içinde 'Fikir' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

long story short

/lɔŋ ˈstɔri ʃɔrt/

(idiom) uzun lafın kısası, kısacası

Örnek:

So, long story short, we missed our flight and had to stay an extra night.
Yani, uzun lafın kısası, uçağımızı kaçırdık ve fazladan bir gece kalmak zorunda kaldık.

put out feelers

/pʊt aʊt ˈfiːlərz/

(idiom) nabız yoklamak, fikir almak

Örnek:

Before proposing the new policy, the manager decided to put out feelers among the staff.
Yeni politikayı önermeden önce, yönetici personel arasında nabız yoklamaya karar verdi.

the other side of the coin

/ðɪ ˈʌðər saɪd əv ðə kɔɪn/

(idiom) madalyonun diğer yüzü, işin başka bir yönü

Örnek:

While working from home offers flexibility, the other side of the coin is the potential for isolation.
Evden çalışmak esneklik sunarken, madalyonun diğer yüzü izolasyon potansiyelidir.

to coin a phrase

/tə kɔɪn ə freɪz/

(idiom) bir tabir kullanmak gerekirse, tabiri caizse

Örnek:

Well, to coin a phrase, it is what it is.
Pekala, bir tabir kullanmak gerekirse, olan oldu.

hold the floor

/hoʊld ðə flɔr/

(idiom) sözü tekeline almak, uzun süre konuşmak

Örnek:

He tends to hold the floor during meetings, making it hard for others to contribute.
Toplantılarda sözü tekeline alma eğilimindedir, bu da başkalarının katkıda bulunmasını zorlaştırır.

or else

/ɔːr ɛls/

(phrase) yoksa, aksi takdirde

Örnek:

You need to finish your homework, or else you won't be allowed to play.
Ödevini bitirmelisin, yoksa oynamana izin verilmez.

the other way around

/ði ˈʌðər weɪ əˈraʊnd/

(idiom) tam tersi, tersine

Örnek:

I thought he was helping her, but it was the other way around.
Onun ona yardım ettiğini sanıyordum ama tam tersiydi.

give and take

/ɡɪv ənd teɪk/

(noun) karşılıklı anlayış, taviz

Örnek:

A healthy relationship requires a lot of give and take.
Sağlıklı bir ilişki çok fazla karşılıklı anlayış gerektirir.

get a word in edgewise

/ɡɛt ə wɜrd ɪn ˈɛdʒˌwaɪz/

(idiom) araya laf sokmak, söz hakkı bulmak

Örnek:

She talks so much that it's impossible to get a word in edgewise.
O kadar çok konuşuyor ki araya laf sokmak imkansız.

hot potato

/hɑt pəˈteɪ.toʊ/

(idiom) sıcak patates, hassas konu

Örnek:

The issue of climate change has become a real hot potato in political debates.
İklim değişikliği konusu siyasi tartışmalarda gerçek bir sıcak patates haline geldi.

for the record

/fɔr ðə ˈrɛkərd/

(idiom) kayıtlara geçmesi için, açıkça belirtmek gerekirse

Örnek:

Just for the record, I never agreed to that plan.
Kayıtlara geçmesi için, o plana asla katılmadım.

a moot point

/ə muːt pɔɪnt/

(phrase) tartışmalı bir konu, önemi olmayan bir konu

Örnek:

Whether the new policy will actually be effective is a moot point.
Yeni politikanın gerçekten etkili olup olmayacağı tartışmalı bir konu.

broaden someone's horizons

/ˈbrɔːdən ˈsʌm.wʌnz həˈraɪ.zənz/

(idiom) birinin ufkunu genişletmek, birinin bilgi dağarcığını artırmak

Örnek:

Traveling to new countries can really broaden your horizons.
Yeni ülkelere seyahat etmek gerçekten ufkunuzu genişletebilir.

tunnel vision

/ˈtʌn.əl ˌvɪʒ.ən/

(noun) tünel görüşü, dar görüşlülük

Örnek:

The patient suffered from tunnel vision after the accident.
Hasta kazadan sonra tünel görüşü yaşadı.

show someone in a bad light

/ʃoʊ ˈsʌmˌwʌn ɪn ə bæd laɪt/

(idiom) birini kötü göstermek, birini kötü bir ışıkta sunmak

Örnek:

The article tried to show him in a bad light, but he remained popular.
Makale onu kötü göstermeye çalıştı ama o popülerliğini korudu.

in a good light

/ɪn ə ɡʊd laɪt/

(idiom) iyi bir ışıkta, olumlu bir şekilde

Örnek:

The article presented the company's new policy in a good light.
Makale, şirketin yeni politikasını iyi bir ışıkta sundu.

for my money

/fɔːr maɪ ˈmʌn.i/

(idiom) bana göre, benim fikrimce

Örnek:

For my money, the best team won the championship.
Bana göre, en iyi takım şampiyonluğu kazandı.

frame of mind

/freɪm əv maɪnd/

(noun) ruh hali, zihin yapısı, tavır

Örnek:

She was in a positive frame of mind after receiving the good news.
İyi haberi aldıktan sonra pozitif bir ruh hali içindeydi.

in someone's eyes

/ɪn ˈsʌm.wʌnz aɪz/

(idiom) birinin gözünde, birinin fikrine göre

Örnek:

In her eyes, he could do no wrong.
Onun gözünde, hiçbir yanlış yapamazdı.

in a nutshell

/ɪn ə ˈnʌt.ʃɛl/

(idiom) kısacası, özetle

Örnek:

To put it in a nutshell, we're bankrupt.
Kısacası, iflas ettik.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren