Fikir İçinde Tartışmacı Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Fikir' içinde 'Tartışmacı' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈwɔtər ˈʌndər ðə brɪdʒ/
(idiom) köprünün altından akan su, geçmişte kaldı
Örnek:
Their old argument is just water under the bridge now; they've moved on.
Eski tartışmaları şimdi sadece köprünün altından akan su; yollarına devam ettiler.
/dʒʌmp daʊn ˈsʌm.wʌnz θroʊt/
(idiom) birinin üzerine atlamak, birine çıkışmak
Örnek:
I just asked a simple question, and she immediately jumped down my throat.
Sadece basit bir soru sordum, o hemen üzerime atladı.
/hæv ɪt aʊt wɪð/
(idiom) açıkça konuşmak, hesaplaşmak
Örnek:
I need to have it out with my brother about his constant borrowing.
Kardeşimle sürekli borç alması hakkında konuşmam gerekiyor.
/biːt əˈraʊnd ðə bʊʃ/
(idiom) kıran kırana kavga etmek, şiddetle tartışmak
Örnek:
They were at it hammer and tongs over who should pay the bill.
Faturayı kimin ödeyeceği konusunda kıran kırana kavga ediyorlardı.
/ðə ˈlaɪənz dɛn/
(idiom) aslanın ini, tehlikeli durum
Örnek:
He bravely walked into the lion's den to confront his accusers.
Suçlayanlarıyla yüzleşmek için cesurca aslanın inine girdi.
teach your grandmother to suck eggs
/tiːtʃ jʊər ˈɡrændˌmʌðər tə sʌk ɛɡz/
(idiom) büyükannene yumurta emmeyi öğretmek, uzmana akıl vermek
Örnek:
I tried to explain how to use the new software to my boss, but it was like teaching my grandmother to suck eggs; she's been using similar programs for decades.
Yeni yazılımı patronuma nasıl kullanacağını anlatmaya çalıştım ama bu, büyükanneme yumurta emmeyi öğretmek gibiydi; o benzer programları on yıllardır kullanıyor.
/ʃoʊ ˈsʌm.wʌn ðə dɔːr/
(idiom) birine kapıyı göstermek, kovmak
Örnek:
After his rude comments, we had to show him the door.
Kaba yorumlarından sonra ona kapıyı göstermek zorunda kaldık.
/ˈmʌŋ.ki ɪn ðə ˈmɪd.l̩/
(idiom) ortadaki maymun, iki arada bir derede kalmak
Örnek:
The children played monkey in the middle with a beach ball.
Çocuklar plaj topuyla ortadaki maymun oynadılar.
/ˈrʌnɪŋ ˈbætl/
(noun) sürekli mücadele, uzun süreli anlaşmazlık
Örnek:
The company has been engaged in a running battle with its competitors over market share.
Şirket, pazar payı konusunda rakipleriyle sürekli bir mücadele içinde.
/ˈʃaʊtɪŋ mætʃ/
(noun) bağırma yarışması, gürültülü tartışma
Örnek:
The meeting quickly turned into a shouting match.
Toplantı hızla bir bağırma yarışına dönüştü.
/lɑːk hɔːrnz/
(idiom) tartışmak, kapışmak, çatışmak
Örnek:
The two politicians often lock horns over economic policy.
İki politikacı ekonomik politika konusunda sık sık tartışır.