Kalite tanımı İçinde Uygunluk ve Uygunsuzluk Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Kalite tanımı' içinde 'Uygunluk ve Uygunsuzluk' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈsʌm.wʌnz feɪs fɪt/
(idiom) yüzü uymak, kişisel olarak beğenilmek
Örnek:
He got the promotion because his face fit, not because he was the most qualified.
Terfiyi yüzü uyduğu için aldı, en nitelikli olduğu için değil.
/ʌp jʊər ˈæli/
(idiom) sana göre, ilgi alanına giren
Örnek:
This new project sounds like it's right up your alley.
Bu yeni proje tam da sana göre görünüyor.
/bi kʌt aʊt fɔr/
(idiom) uygun olmak, yaratılmış olmak
Örnek:
I don't think I'm cut out for a desk job; I prefer working outdoors.
Masa başı işine uygun olduğumu sanmıyorum; dışarıda çalışmayı tercih ederim.
/bi meɪd fɔr/
(idiom) için yaratılmış olmak, tam uygun olmak
Örnek:
They were made for each other, a perfect match.
Onlar birbirleri için yaratılmıştı, mükemmel bir eşleşme.
/fɪl ðə bɪl/
(idiom) işe yaramak, tam uygun olmak, gerekeni karşılamak
Örnek:
This new software should fill the bill for our project.
Bu yeni yazılım projemiz için tam uygun olmalı.
suit someone (right) down to the ground
/suːt ˈsʌm.wʌn raɪt daʊn tuː ðə ɡraʊnd/
(idiom) tam uymak, cuk oturmak
Örnek:
The new job suits her down to the ground.
Yeni iş ona tam uyuyor.
/hɪt ðə spɑt/
(idiom) iyi gelmek, tam isabet etmek, çok tatmin edici olmak
Örnek:
After a long day, that cold drink really hit the spot.
Uzun bir günün ardından o soğuk içecek gerçekten iyi geldi.
/dʒʌst wɑt ðə ˈdɑk.tər ˈɔr.dərd/
(idiom) tam da doktorun reçete ettiği şey, tam da gereken şey
Örnek:
A warm cup of tea and a good book were just what the doctor ordered after a long day.
Uzun bir günün ardından sıcak bir fincan çay ve iyi bir kitap tam da doktorun reçete ettiği şeydi.
/ə fɪʃ aʊt əv ˈwɔtər/
(idiom) sudan çıkmış balık gibi, yabancı hissetmek
Örnek:
When I moved to the big city, I felt like a fish out of water.
Büyük şehre taşındığımda, kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettim.
/fɪt laɪk ə ɡlʌv/
(idiom) eldiven gibi oturmak, tam uymak
Örnek:
These new shoes fit like a glove.
Bu yeni ayakkabılar eldiven gibi oturdu.
/bi aʊt əv ˈsʌm.wʌnz liːɡ/
(idiom) birinin liginin dışında olmak, birine göre fazla iyi olmak
Örnek:
She's so beautiful, I feel like she's completely out of my league.
O kadar güzel ki, tamamen benim ligimin dışında olduğunu hissediyorum.