Karar ve Kontrol İçinde Sorumlu Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Karar ve Kontrol' içinde 'Sorumlu' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /θroʊ jʊər weɪt əˈraʊnd/
(idiom) ağırlığını koymak, gücünü kötüye kullanmak
Örnek:
The new manager likes to throw his weight around, making everyone uncomfortable.
Yeni müdür ağırlığını koymayı seviyor, bu da herkesi rahatsız ediyor.
/leɪ daʊn ðə lɔː/
(idiom) kuralları koymak, emir vermek
Örnek:
The new manager immediately laid down the law about punctuality.
Yeni yönetici dakiklik konusunda hemen kuralları koydu.
/wer ðə pænts/
(idiom) kararları vermek, sözü geçmek
Örnek:
In their marriage, it's clear that she wears the pants.
Evliliklerinde, kararların çoğunu onun verdiği açık.
/æt ðə hɛlm əv/
(idiom) başında, yönetiminde
Örnek:
She has been at the helm of the company for five years.
Beş yıldır şirketin başında.
/ɑn ˈsʌm.wʌnz wɑtʃ/
(idiom) birinin gözetiminde, birinin sorumluluğunda
Örnek:
The company's profits declined significantly on his watch.
Şirketin karları onun gözetiminde önemli ölçüde azaldı.
/kɔːl ðə ʃɑːts/tuːn/
(idiom) kararları vermek, sözü geçmek, yönetmek
Örnek:
In this company, the CEO really calls the shots.
Bu şirkette CEO gerçekten kararları veriyor.
/ðə ˈʌpər hænd/
(idiom) üstünlük, avantaj
Örnek:
She always tries to get the upper hand in any argument.
Her tartışmada her zaman üstünlük sağlamaya çalışır.
/ruːl ðə ruːst/
(idiom) sözü geçmek, hakim olmak
Örnek:
In their household, it's clear that the grandmother rules the roost.
Onların evinde, büyükannenin sözü geçtiği açık.
/ˈbɪɡ ˈbrʌðər/
(noun) Büyük Birader, total kontrol
Örnek:
The government's new surveillance program feels like Big Brother is watching us.
Hükümetin yeni gözetim programı, Büyük Birader'in bizi izlediği hissini veriyor.
/læst wɜrd/
(idiom) son söz
Örnek:
She always has to have the last word in every argument.
Her tartışmada her zaman son sözü o söylemek zorunda.
/ɡɛt jʊər hʊks ˈɪntuː/
(idiom) nüfuz etmek, kontrol altına almak
Örnek:
The company tried to get its hooks into the new market quickly.
Şirket, yeni pazara hızla nüfuz etmeye çalıştı.
/hoʊld ðə reɪnz/
(idiom) dizginleri elinde tutmak, kontrol etmek
Örnek:
She's the one who truly holds the reins in this company.
Bu şirkette dizginleri gerçekten elinde tutan o.