Avatar of Vocabulary Set Film Yapımcılığı

Sinema ve Tiyatro İçinde Film Yapımcılığı Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sinema ve Tiyatro' içinde 'Film Yapımcılığı' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

take

/teɪk/

(verb) almak, tutmak, götürmek;

(noun) çekim, kayıt, alma

Örnek:

She decided to take a book from the shelf.
Raftan bir kitap almaya karar verdi.

stunt

/stʌnt/

(noun) dublörlük, gösteri, numara;

(verb) engellemek, gelişimini durdurmak, büyümesini durdurmak

Örnek:

The movie featured incredible car stunts.
Filmde inanılmaz araba dublörleri vardı.

storyboarding

/ˈstɔːriˌbɔːrdɪŋ/

(noun) hikaye tahtası hazırlığı, storyboard oluşturma

Örnek:

The animation team spent weeks on storyboarding before starting production.
Animasyon ekibi, prodüksiyona başlamadan önce haftalarca hikaye tahtası hazırlığı üzerinde çalıştı.

storyboard

/ˈstɔːr.i.bɔːrd/

(noun) storyboard, hikaye panosu;

(verb) storyboard yapmak, hikaye panosu hazırlamak

Örnek:

The director reviewed the storyboard before filming began.
Yönetmen çekimler başlamadan önce storyboard'u inceledi.

shooting

/ˈʃuː.t̬ɪŋ/

(noun) silahlı saldırı, atış, çekim;

(adjective) keskin, kayan

Örnek:

The police responded to a report of a shooting.
Polis, bir silahlı saldırı ihbarına yanıt verdi.

shot

/ʃɑːt/

(noun) atış, silah sesi, deneme;

(past tense) vurdu, çekildi;

(past participle) vurdu, çekildi

Örnek:

We heard a loud shot in the distance.
Uzakta yüksek bir silah sesi duyduk.

sequence

/ˈsiː.kwəns/

(noun) sıra, dizi, sahne;

(verb) sıralamak, dizmek

Örnek:

The events occurred in a specific sequence.
Olaylar belirli bir sırayla meydana geldi.

outtake

/ˈaʊt.teɪk/

(noun) çekim hatası, kesilmiş sahne

Örnek:

The DVD includes a reel of hilarious outtakes.
DVD, komik çekim hataları içeren bir makara içeriyor.

cinematography

/ˌsɪn.ə.məˈtɑː.ɡrə.fi/

(noun) sinematografi, film yapım sanatı

Örnek:

The film was praised for its stunning cinematography.
Film, çarpıcı sinematografisi nedeniyle övgü topladı.

continuity

/ˌkɑːn.tənˈuː.ə.t̬i/

(noun) süreklilik, devamlılık

Örnek:

The company aims for continuity in its leadership.
Şirket, liderliğinde süreklilik hedefliyor.

set piece

/ˈset piːs/

(noun) duran top, serbest vuruş, gösteri parçası

Örnek:

The team scored a goal from a well-executed set piece.
Takım, iyi uygulanan bir duran toptan gol attı.

green light

/ˌɡriːn ˈlaɪt/

(noun) yeşil ışık, izin;

(verb) yeşil ışık yakmak, onaylamak

Örnek:

The city council gave the project the green light.
Belediye meclisi projeye yeşil ışık yaktı.

dressing

/ˈdres.ɪŋ/

(noun) giyinme, kuşanma, sos

Örnek:

She was still dressing when the doorbell rang.
Kapı zili çaldığında hala giyiniyordu.

lighting

/ˈlaɪ.t̬ɪŋ/

(noun) aydınlatma

Örnek:

The stage lighting was perfect for the play.
Sahne aydınlatması oyun için mükemmeldi.

location

/loʊˈkeɪ.ʃən/

(noun) konum, yer, konum belirleme

Örnek:

The restaurant has a great location overlooking the sea.
Restoranın denize bakan harika bir konumu var.

studio

/ˈstuː.di.oʊ/

(noun) stüdyo, atölye, yapım şirketi

Örnek:

The artist spent hours in her studio, painting her masterpiece.
Sanatçı, başyapıtını resmetmek için stüdyosunda saatler geçirdi.

cut

/kʌt/

(verb) kesmek, doğramak, yaralamak;

(noun) kesik, kesme, saç kesimi;

(adjective) kesilmiş, doğranmış

Örnek:

She accidentally cut her finger while chopping vegetables.
Sebze doğrarken yanlışlıkla parmağını kesti.

direction

/dɪˈrek.ʃən/

(noun) yön, yönetim, talimat

Örnek:

Which direction should we go?
Hangi yöne gitmeliyiz?

fade-in

/ˈfeɪd.ɪn/

(noun) giriş efekti, yavaşça belirme

Örnek:

The scene began with a slow fade-in of the sunrise.
Sahne, gün doğumunun yavaş bir giriş efektiyle başladı.

fade-out

/ˈfeɪd.aʊt/

(noun) solma, azalma

Örnek:

The movie ended with a slow fade-out.
Film yavaş bir solma ile sona erdi.

footage

/ˈfʊt̬.ɪdʒ/

(noun) görüntü, çekim

Örnek:

The news channel showed exclusive footage of the event.
Haber kanalı etkinliğin özel görüntülerini yayınladı.

frame

/freɪm/

(noun) çerçeve, iskelet, şasi;

(verb) çerçevelemek, oluşturmak, şekillendirmek

Örnek:

The old photograph was in a beautiful wooden frame.
Eski fotoğraf güzel bir ahşap çerçeve içindeydi.

freeze-frame

/ˈfriːz.freɪm/

(noun) dondurulmuş kare, donmuş görüntü;

(verb) dondurmak, kareyi dondurmak

Örnek:

The director used a freeze-frame to emphasize the character's shock.
Yönetmen, karakterin şokunu vurgulamak için bir dondurulmuş kare kullandı.

darkroom

/ˈdɑːrk.ruːm/

(noun) karanlık oda

Örnek:

He spent hours in the darkroom, perfecting his prints.
Baskılarını mükemmelleştirmek için saatlerini karanlık odada geçirdi.

screenplay

/ˈskriːn.pleɪ/

(noun) senaryo, film senaryosu

Örnek:

The director is currently reviewing the final screenplay.
Yönetmen şu anda son senaryoyu inceliyor.

post-production

/ˈpoʊst.prəˌdʌk.ʃən/

(noun) post prodüksiyon

Örnek:

The film is currently in post-production, with editing expected to take several months.
Film şu anda post prodüksiyon aşamasında, kurgunun birkaç ay sürmesi bekleniyor.

pre-production

/ˌpriː.prəˈdʌk.ʃən/

(noun) ön prodüksiyon, hazırlık aşaması

Örnek:

The team spent three months in pre-production, finalizing the script and casting.
Ekip, senaryoyu ve oyuncu kadrosunu tamamlamak için üç ayını ön prodüksiyonda geçirdi.

scenario

/səˈner.i.oʊ/

(noun) senaryo, kurgu, durum

Örnek:

The director approved the final scenario for the film.
Yönetmen filmin son senaryosunu onayladı.

camerawork

/ˈkæm.rə.wɝːk/

(noun) kamera çalışması, görüntü yönetmenliği

Örnek:

The film was praised for its stunning camerawork.
Film, çarpıcı kamera çalışması nedeniyle övgü topladı.

cutting room

/ˈkʌtɪŋ ruːm/

(noun) kurgu odası, kesim odası

Örnek:

The director spent hours in the cutting room perfecting the final cut.
Yönetmen, son kurguyu mükemmelleştirmek için kurgu odasında saatler geçirdi.

frames per second

/freɪmz pər ˈsek.ənd/

(noun) saniyedeki kare sayısı, FPS

Örnek:

The game runs smoothly at 60 frames per second.
Oyun saniyede 60 kare hızında sorunsuz çalışıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren