Avatar of Vocabulary Set Faydalar ve Avantajlar

Başarı İçinde Faydalar ve Avantajlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Başarı' içinde 'Faydalar ve Avantajlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

have skin in the game

/hæv skɪn ɪn ðə ɡeɪm/

(idiom) kişisel çıkarı olmak, risk almak

Örnek:

The investors only agreed to fund the project if the founders also had skin in the game.
Yatırımcılar, kurucuların da kişisel çıkarı olması durumunda projeyi finanse etmeyi kabul etti.

have a dog in the fight

/hæv ə dɔɡ ɪn ðə faɪt/

(idiom) bu işte bir çıkarı olmak, kişisel bir menfaati olmak

Örnek:

Of course he cares about the election results; he has a dog in the fight because his business will be directly affected.
Elbette seçim sonuçlarını önemsiyor; işi doğrudan etkileneceği için bu işte bir çıkarı var.

bring something to the table

/brɪŋ ˈsʌmθɪŋ tu ðə ˈteɪbəl/

(idiom) bir şey sunmak, katkıda bulunmak

Örnek:

She always brings innovative ideas to the table during our brainstorming sessions.
O, beyin fırtınası seanslarımızda her zaman yenilikçi fikirler sunar.

a piece of the pie

/ə piːs əv ðə paɪ/

(idiom) pastadan bir dilim, kardan pay

Örnek:

Everyone wants a piece of the pie when a new successful venture comes along.
Yeni başarılı bir girişim ortaya çıktığında herkes pastadan bir dilim ister.

make hay while the sun shines

/meɪk heɪ waɪl ðə sʌn ʃaɪnz/

(idiom) güneş parlıyorken saman yapmak, fırsatı değerlendirmek

Örnek:

The market is booming, so we should make hay while the sun shines and invest now.
Piyasa patlama yaşıyor, bu yüzden güneş parlıyorken saman yapmalı ve şimdi yatırım yapmalıyız.

grist for the mill

/ɡrɪst fɔr ðə mɪl/

(idiom) değirmenine su taşıyan, işe yarar malzeme

Örnek:

All the criticism he received was just grist for the mill, making him work even harder.
Aldığı tüm eleştiriler sadece değirmenine su taşıdı, onu daha da çok çalıştırdı.

go a long way

/ɡoʊ ə lɔŋ weɪ/

(idiom) çok işe yaramak, uzun süre dayanmak, çok faydalı olmak

Örnek:

A little kindness can go a long way in making someone's day better.
Küçük bir nezaket, birinin gününü güzelleştirmede çok işe yarayabilir.

tip the balance

/tɪp ðə ˈbæl.əns/

(idiom) dengeyi değiştirmek, ibreyi çevirmek

Örnek:

His late goal tipped the balance in favor of our team.
Geç gelen golü, takımımızın lehine dengeyi değiştirdi.

stand someone in good stead

/stænd ˈsʌm.wʌn ɪn ɡʊd stɛd/

(idiom) birine çok yarar sağlamak, birine faydalı olmak

Örnek:

Learning a second language will stand you in good stead when you travel.
İkinci bir dil öğrenmek, seyahat ederken işinize çok yarayacak.

have the wind at your back

/hæv ðə wɪnd æt jʊər bæk/

(idiom) rüzgarı arkasına almak, avantajlı durumda olmak

Örnek:

With the new funding, we really have the wind at our back for this project.
Yeni fonlarla bu proje için gerçekten rüzgar arkamızda.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren