Avatar of Vocabulary Set Siyaset

Toplum, Hukuk ve Siyaset İçinde Siyaset Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Toplum, Hukuk ve Siyaset' içinde 'Siyaset' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

vote with your pocketbook

/voʊt wɪð jʊər ˈpɑkɪtbʊk/

(idiom) cüzdanıyla oy kullanmak, harcamalarıyla görüşünü belirtmek

Örnek:

Many consumers decided to vote with their pocketbooks by boycotting companies with unethical labor practices.
Birçok tüketici, etik olmayan iş uygulamalarına sahip şirketleri boykot ederek cüzdanlarıyla oy kullanmaya karar verdi.

drive a wedge between someone

/draɪv ə wɛdʒ bɪˈtwin ˈsʌmˌwʌn/

(idiom) nifak sokmak, ara açmak

Örnek:

His lies began to drive a wedge between the two friends.
Yalanları iki arkadaşın arasına nifak sokmaya başladı.

bridge the gap

/brɪdʒ ðə ɡæp/

(idiom) uçurumu kapatmak, farkı azaltmak

Örnek:

The new program aims to bridge the gap between students and job opportunities.
Yeni program, öğrenciler ve iş fırsatları arasındaki uçurumu kapatmayı hedefliyor.

spin doctor

/ˈspɪn ˌdɑk.tər/

(noun) spin doktoru, halkla ilişkiler uzmanı

Örnek:

The politician hired a spin doctor to improve his public image.
Politikacı, halkla ilişkiler imajını iyileştirmek için bir spin doktoru tuttu.

divide and conquer

/dɪˈvaɪd ænd ˈkɑːŋkər/

(idiom) böl ve yönet

Örnek:

To tackle the complex project, we decided to divide and conquer by assigning different teams to specific modules.
Karmaşık projeyi ele almak için, farklı ekipleri belirli modüllere atayarak böl ve yönet stratejisini uygulamaya karar verdik.

pass the buck

/pæs ðə bʌk/

(idiom) suçu başkasına atmak, sorumluluğu devretmek

Örnek:

When things went wrong, he always tried to pass the buck to his subordinates.
İşler ters gittiğinde, her zaman suçu astlarına atmaya çalışırdı.

flex your muscles

/flɛks jʊər ˈmʌslz/

(idiom) gücünü göstermek, etkisini sergilemek

Örnek:

The company decided to flex its muscles by launching a new, aggressive marketing campaign.
Şirket, yeni ve agresif bir pazarlama kampanyası başlatarak gücünü göstermeye karar verdi.

dream ticket

/ˈdrim ˈtɪkɪt/

(noun) rüya bilet, ideal ikili

Örnek:

The party hoped their new leader and his running mate would be a dream ticket for the upcoming election.
Parti, yeni liderleri ve başkan yardımcısının yaklaşan seçimler için bir rüya bilet olacağını umuyordu.

take the floor

/teɪk ðə flɔr/

(idiom) söz almak, konuşmak

Örnek:

The senator decided to take the floor to address the recent allegations.
Senatör, son iddiaları ele almak için söz almaya karar verdi.

on the stump

/ɑn ðə stʌmp/

(idiom) seçim kampanyasında, mitinglerde

Örnek:

The candidate spent weeks on the stump, visiting small towns and meeting voters.
Aday haftalarca seçim kampanyasında küçük kasabaları ziyaret edip seçmenlerle buluştu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren