Avatar of Vocabulary Set Dostluk ve Uzlaşma

İlişki İçinde Dostluk ve Uzlaşma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'İlişki' içinde 'Dostluk ve Uzlaşma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

through thick and thin

/θruː θɪk ænd θɪn/

(idiom) iyi günde kötü günde, her şeye rağmen

Örnek:

They promised to stick together through thick and thin.
İyi günde kötü günde birlikte kalmaya söz verdiler.

on speaking terms

/ɑn ˈspiːkɪŋ tɜrmz/

(idiom) konuşma ilişkisi içinde, konuşuyor olmak

Örnek:

After their argument, they were barely on speaking terms.
Tartışmalarından sonra zar zor konuşuyorlardı.

mend your fences

/mend jʊər fensɪz/

(idiom) arasını düzeltmek, ilişkileri onarmak

Örnek:

After their big argument, he tried to mend his fences with his brother.
Büyük tartışmalarından sonra, kardeşiyle arasını düzeltmeye çalıştı.

make yourself at home

/meɪk jərˈself æt hoʊm/

(idiom) kendini evinde hissetmek, rahat etmek

Örnek:

Please, come make yourself at home.
Lütfen, kendinizi evinizde hissedin.

make it up to

/meɪk ɪt ʌp tu/

(phrasal verb) telafi etmek, gönlünü almak

Örnek:

I'm so sorry I missed your birthday. How can I make it up to you?
Doğum gününü kaçırdığım için çok üzgünüm. Sana nasıl telafi edebilirim?

go back a long way

/ɡoʊ bæk ə lɔŋ weɪ/

(idiom) uzun bir geçmişe dayanmak, uzun zamandır tanışmak

Örnek:

My best friend and I go back a long way; we've known each other since kindergarten.
En iyi arkadaşım ve ben uzun zamandır tanışıyoruz; anaokulundan beri birbirimizi tanıyoruz.

give and take

/ɡɪv ənd teɪk/

(noun) karşılıklı anlayış, taviz

Örnek:

A healthy relationship requires a lot of give and take.
Sağlıklı bir ilişki çok fazla karşılıklı anlayış gerektirir.

for company

/fɔr ˈkʌm.pə.ni/

(phrase) arkadaşlık etmesi için, yalnız kalmamak için

Örnek:

I brought my dog for company on the long walk.
Uzun yürüyüşte köpeğimi arkadaşlık etmesi için yanıma aldım.

build bridges

/bɪld ˈbrɪdʒɪz/

(idiom) köprüler kurmak, ilişkileri geliştirmek

Örnek:

It's important to build bridges between different communities.
Farklı topluluklar arasında köprüler kurmak önemlidir.

be in each other's pockets

/bi ɪn iːtʃ ˈʌðərz ˈpɑːkɪts/

(idiom) birbirlerinin ceplerinde olmak, çok yakın olmak

Örnek:

Those two sisters are always in each other's pockets; they do everything together.
O iki kız kardeş hep birbirlerinin ceplerinde; her şeyi birlikte yaparlar.

be (as) thick as thieves

/bi əz θɪk əz θiːvz/

(idiom) çok yakın arkadaş, sırdaş

Örnek:

Those two have been as thick as thieves since childhood.
O ikisi çocukluktan beri çok yakın arkadaş.

wipe the slate clean

/waɪp ðə sleɪt kliːn/

(idiom) geçmişi silmek, yeni bir sayfa açmak

Örnek:

After their argument, they decided to wipe the slate clean and move forward.
Tartışmalarından sonra, geçmişi silip ileriye bakmaya karar verdiler.

get off on the right foot

/ɡɛt ɔf ɑn ðə raɪt fʊt/

(idiom) iyi bir başlangıç yapmak, doğru adımla başlamak

Örnek:

It's important to get off on the right foot with your new colleagues.
Yeni iş arkadaşlarınızla iyi bir başlangıç yapmak önemlidir.

no hard feelings

/noʊ hɑːrd ˈfiːlɪŋz/

(idiom) kırgınlık yok, darılmaca yok

Örnek:

I know we had a disagreement, but no hard feelings, right?
Anlaşmazlık yaşadığımızı biliyorum ama kırgınlık yok, değil mi?
Bu kelime setini Lingoland'da öğren