Avatar of Vocabulary Set Cehalet

Bilgi ve Anlayış İçinde Cehalet Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Bilgi ve Anlayış' içinde 'Cehalet' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bury your head in the sand

/ˈber.i jʊr hed ɪn ðə sænd/

(idiom) kafayı kuma gömmek, gerçekleri görmezden gelmek

Örnek:

You can't just bury your head in the sand and hope the problem goes away.
Sadece kafayı kuma gömüp sorunun kendiliğinden gitmesini bekleyemezsin.

in the dark

/ɪn ðə dɑːrk/

(idiom) karanlıkta, habersiz, ışıksız bir yerde

Örnek:

The employees were kept in the dark about the company's merger plans.
Çalışanlar şirketin birleşme planları hakkında karanlıkta bırakıldı.

out of the loop

/aʊt əv ðə luːp/

(idiom) bilgi akışının dışında, habersiz

Örnek:

I've been out of the loop since I started my new project, so I don't know what's happening with the old one.
Yeni projeme başladığımdan beri bilgi akışının dışında kaldım, bu yüzden eski projede neler olduğunu bilmiyorum.

turn a deaf ear

/tɜrn ə dɛf ɪr/

(idiom) kulak asmamak, aldırmamak

Örnek:

He always turns a deaf ear to his parents' advice.
O, anne babasının tavsiyelerine her zaman kulak asmaz.

fall on deaf ears

/fɔl ɑn dɛf ɪrz/

(idiom) kulak ardı edilmek, göz ardı edilmek

Örnek:

His warnings about the financial crisis fell on deaf ears.
Finansal kriz hakkındaki uyarıları kulak ardı edildi.

go in one ear and out the other

/ɡoʊ ɪn wʌn ɪr ænd aʊt ðə ˈʌðər/

(idiom) bir kulağından girip diğerinden çıkmak, kulak ardı etmek

Örnek:

I told him to clean his room, but it just seemed to go in one ear and out the other.
Ona odasını temizlemesini söyledim ama sanki bir kulağından girip diğerinden çıktı.

the blind leading the blind

/ðə blaɪnd ˈliːdɪŋ ðə blaɪnd/

(idiom) körün köre rehberlik etmesi, deneyimsizlerin deneyimsizleri yönlendirmesi

Örnek:

The new manager has no idea what he's doing, so it's really the blind leading the blind.
Yeni müdür ne yaptığını bilmiyor, bu gerçekten körün köre rehberlik etmesi gibi bir durum.

fall through the cracks

/fɔl θru ðə kræks/

(idiom) gözden kaçmak, atlanmak

Örnek:

We need to make sure no student falls through the cracks in this new program.
Bu yeni programda hiçbir öğrencinin gözden kaçmadığından emin olmalıyız.

sweep something under the rug

/swiːp ˈsʌm.θɪŋ ˈʌn.dər ðə rʌɡ/

(idiom) halının altına süpürmek, bir sorunu gizlemek

Örnek:

They tried to sweep the scandal under the rug, but the media found out.
Skandalı halının altına süpürmeye çalıştılar ama medya öğrendi.

turn a blind eye

/tɜrn ə blaɪnd aɪ/

(idiom) göz yummak, görmezden gelmek

Örnek:

The authorities often turn a blind eye to minor infractions.
Yetkililer küçük ihlallere sık sık göz yumuyor.

slip through the net

/slɪp θruː ðə nɛt/

(idiom) ağdan sıyrılmak, gözden kaçmak

Örnek:

Several criminals managed to slip through the net due to loopholes in the law.
Yasadaki boşluklar nedeniyle birkaç suçlu ağdan sıyrılmayı başardı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren