Kalite tanımı İçinde Kalite veya Durum Kötü Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Kalite tanımı' içinde 'Kalite veya Durum Kötü' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈfer tə ˈmɪd.lɪŋ/
(idiom) orta halli, vasat
Örnek:
His performance in the play was only fair to middling.
Oyundaki performansı sadece orta halliydi.
/liːv ˈsʌmθɪŋ tu bi dɪˈzaɪərd/
(idiom) arzulananı bırakmak, yetersiz olmak
Örnek:
The quality of the food at the restaurant left something to be desired.
Restorandaki yemek kalitesi arzulananı bırakıyordu.
/ɪn bæd nɪk/
(idiom) kötü durumda, berbat halde
Örnek:
My car is in bad nick, I need to get it repaired soon.
Arabam kötü durumda, yakında tamir ettirmem gerekiyor.
/bi krækt ʌp tu bi/
(idiom) söylendiği kadar iyi olmak, abartıldığı kadar olmak
Örnek:
The movie wasn't all it was cracked up to be.
Film, söylendiği kadar iyi değildi.
the poor man's somebody/something
/ðə pʊr mænz ˈsʌmˌbɑːdi/ˈsʌmˌθɪŋ/
(idiom) fakir adamın, daha ucuz versiyonu
Örnek:
This instant coffee is the poor man's espresso.
Bu hazır kahve, fakir adamın espressosu.
/ðə wɜrs fɔr wɛr/
(idiom) yıpranmış, eskimiş, bitkin
Örnek:
After years of travel, his old suitcase was a bit the worse for wear.
Yıllarca süren seyahatlerden sonra eski bavulu biraz yıpranmıştı.
/ə dɔɡz ˈbrɛkfəst/
(idiom) tam bir karmaşa, berbat bir durum
Örnek:
The whole project turned into a dog's breakfast.
Tüm proje tam bir karmaşaya dönüştü.
/bɪˈjɑːnd rɪˈkɔːl/
(phrase) hatırlanamaz, geri getirilemez
Örnek:
The details of that ancient event are now beyond recall.
O eski olayın detayları artık hatırlanamaz durumda.
/æt ə loʊ ɛb/
(idiom) düşük seviyede, kötü durumda
Örnek:
His confidence was at a low ebb after losing the match.
Maçı kaybettikten sonra özgüveni düşüktü.
/ɑn ðə blɪŋk/
(idiom) bozuk, arızalı
Örnek:
My old washing machine has been on the blink for a week.
Eski çamaşır makinem bir haftadır bozuk.
/aʊt əv ˈækʃən/
(idiom) kullanım dışı, bozuk, oyun dışı
Örnek:
The car has been out of action for a week due to engine trouble.
Motor arızası nedeniyle araba bir haftadır kullanım dışı.
/ɡɪv ʌp ðə ɡoʊst/
(idiom) ruhunu teslim etmek, ölmek, bozulmak
Örnek:
After a long illness, the old man finally gave up the ghost.
Uzun bir hastalıktan sonra yaşlı adam sonunda ruhunu teslim etti.
/daʊn æt hiːl/
(idiom) bakımsız, köhne, yoksul
Örnek:
He looked a bit down at heel in his faded suit.
Soluk takım elbisesiyle biraz bakımsız görünüyordu.