Avatar of Vocabulary Set B2 - Spor salonuna gitmelisin!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Spor salonuna gitmelisin! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Spor salonuna gitmelisin!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

aerobics

/erˈoʊ.bɪks/

(noun) aerobik

Örnek:

She does aerobics three times a week to stay fit.
Formda kalmak için haftada üç kez aerobik yapıyor.

athletic

/æθˈlet̬.ɪk/

(adjective) atletik, sportif, sporla ilgili

Örnek:

She is a very athletic person and loves to play sports.
Çok atletik bir insan ve spor yapmayı seviyor.

locker room

/ˈlɑː.kɚ ˌruːm/

(noun) soyunma odası, kilitli dolap odası, soyunma odası ortamı

Örnek:

The football team gathered in the locker room before the game.
Futbol takımı maçtan önce soyunma odasında toplandı.

barbell

/ˈbɑːr.bel/

(noun) halter

Örnek:

He loaded the barbell with heavy plates for his deadlifts.
Deadlift için haltere ağır plakalar yükledi.

dumbbell

/ˈdʌm.bel/

(noun) dambıl, aptal, ahmak

Örnek:

He lifted the dumbbell to strengthen his biceps.
Pazılarını güçlendirmek için dambılı kaldırdı.

cross trainer

/ˈkrɔs ˌtreɪ.nər/

(noun) eliptik bisiklet, cross trainer, cross trainer ayakkabısı

Örnek:

I use the cross trainer for my cardio workout.
Kardiyo antrenmanım için eliptik bisiklet kullanıyorum.

horizontal bar

/ˌhɔːr.ɪˈzɑːn.təl ˈbɑːr/

(noun) yatay bar, paralel bar

Örnek:

The gymnast performed an impressive routine on the horizontal bar.
Jimnastikçi yatay barda etkileyici bir rutin sergiledi.

jump rope

/ˈdʒʌmp roʊp/

(noun) ip atlama ipi;

(verb) ip atlamak

Örnek:

The children were playing with a jump rope in the park.
Çocuklar parkta ip atlıyorlardı.

mat

/mæt/

(noun) paspas, hasır, yığın;

(verb) dolaşmak, yapışmak;

(adjective) dolaşmış, yapışmış

Örnek:

Wipe your feet on the door mat.
Ayaklarını kapı paspasına sil.

multigym

/ˈmʌl.ti.dʒɪm/

(noun) çoklu spor aleti, çok fonksiyonlu spor aleti

Örnek:

He bought a multigym for his home gym to save space.
Yer kazanmak için ev spor salonuna bir çoklu spor aleti aldı.

pommel horse

/ˈpʌm.əl ˌhɔːrs/

(noun) kulplu beygir

Örnek:

The gymnast performed an impressive routine on the pommel horse.
Jimnastikçi kulplu beygirde etkileyici bir rutin sergiledi.

rowing machine

/ˈroʊ.ɪŋ məˌʃiːn/

(noun) kürek makinesi, kürek aleti

Örnek:

I use my rowing machine every morning for a full-body workout.
Her sabah tüm vücut antrenmanı için kürek makinesi kullanıyorum.

punching bag

/ˈpʌn.tʃɪŋ ˌbæɡ/

(noun) boks torbası, punching bag, günah keçisi

Örnek:

He trains daily with a punching bag to improve his boxing skills.
Boks becerilerini geliştirmek için her gün bir boks torbasıyla antrenman yapıyor.

trampoline

/ˌtræm.pəˈliːn/

(noun) trambolin

Örnek:

The children spent hours jumping on the trampoline in the backyard.
Çocuklar arka bahçedeki trambolinde saatlerce zıpladı.

treadmill

/ˈtred.mɪl/

(noun) koşu bandı, monotonluk

Örnek:

I run on the treadmill for 30 minutes every morning.
Her sabah 30 dakika koşu bandında koşarım.

bounce

/baʊns/

(verb) sekme, zıplama, zıplamak;

(noun) sekme, zıplama, artış

Örnek:

The ball bounced off the wall.
Top duvardan sekti.

hop

/hɑːp/

(verb) sekerek ilerlemek, zıplamak, gitmek;

(noun) sıçrama, zıplama, kısa uçuş

Örnek:

The child began to hop on one leg across the room.
Çocuk odanın karşısına tek ayak üzerinde sekerek gitmeye başladı.

stretch

/stretʃ/

(verb) uzatmak, esnetmek;

(noun) esneme, gerinme, uzantı

Örnek:

She woke up and began to stretch her arms above her head.
Uyandı ve kollarını başının üzerine uzatmaya başladı.

strengthen

/ˈstreŋ.θən/

(verb) güçlendirmek, sağlamlaştırmak

Örnek:

The new policy will strengthen the economy.
Yeni politika ekonomiyi güçlendirecek.

squat

/skwɑːt/

(verb) çömelmek, oturmak, işgal etmek;

(noun) çömelme, squat, işgal evi;

(adjective) tıknaz, kısa ve geniş

Örnek:

He squatted down to tie his shoelace.
Ayakkabı bağcığını bağlamak için çömeldi.

sweat

/swet/

(noun) ter;

(verb) terlemek, ter dökmek, çok çalışmak

Örnek:

Sweat dripped down his face after the intense workout.
Yoğun antrenmandan sonra yüzünden ter damlıyordu.

chin-up

/ˈtʃɪn.ʌp/

(noun) barfiks, çene çekme

Örnek:

He can do ten chin-ups easily.
On barfiks çekmeyi kolayca yapabilir.

push-up

/ˈpʊʃ.ʌp/

(noun) şınav

Örnek:

He does 50 push-ups every morning.
Her sabah 50 şınav çeker.

sit-up

/ˈsɪt.ʌp/

(noun) mekik, karın egzersizi

Örnek:

He does 50 sit-ups every morning to strengthen his core.
Her sabah 50 mekik çekerek karın kaslarını güçlendirir.

jumping jack

/ˈdʒʌmpɪŋ dʒæk/

(noun) jumping jack, kol ve bacak açma zıplaması

Örnek:

We started our workout with 20 jumping jacks.
Antrenmanımıza 20 jumping jack ile başladık.

massage

/məˈsɑːʒ/

(noun) masaj;

(verb) masaj yapmak, manipüle etmek, çarpıtmak

Örnek:

She gave him a relaxing back massage.
Ona rahatlatıcı bir sırt masajı yaptı.

muscle memory

/ˈmʌsl ˌmeməri/

(noun) kas hafızası

Örnek:

After years of practice, playing the piano became muscle memory for her.
Yıllarca süren pratikten sonra piyano çalmak onun için kas hafızası haline geldi.

six-pack

/ˈsɪks.pæk/

(noun) altılı paket, altılı, karın kasları

Örnek:

He bought a six-pack of beer for the party.
Parti için bir altılı paket bira aldı.

martial art

/ˌmɑːr.ʃəl ˈɑːrt/

(noun) dövüş sanatı

Örnek:

He has been practicing martial arts for over ten years.
On yıldan fazla bir süredir dövüş sanatları yapıyor.

weight-lifting

/ˈweɪtˌlɪftɪŋ/

(noun) halter, ağırlık kaldırma

Örnek:

He trains for weight-lifting competitions.
Halter yarışmaları için antrenman yapıyor.

work out

/wɜːrk aʊt/

(phrasal verb) egzersiz yapmak, antrenman yapmak, çözmek

Örnek:

I like to work out at the gym three times a week.
Haftada üç kez spor salonunda egzersiz yapmayı severim.

pace

/peɪs/

(noun) adım, tempo, hız;

(verb) dolaşmak, adımlamak, adımlayarak ölçmek

Örnek:

He took a few paces forward.
Birkaç adım ileri attı.

burn off

/bɜːrn ɔːf/

(phrasal verb) yakmak, yakıp bitirmek, tüketmek

Örnek:

The farmers decided to burn off the excess stubble in the fields.
Çiftçiler tarlalardaki fazla anızı yakmaya karar verdiler.

dressing room

/ˈdres.ɪŋ ˌruːm/

(noun) soyunma odası, kulise, soyunma kabini

Örnek:

The actress was in her dressing room preparing for the show.
Aktris, gösteriye hazırlanmak için soyunma odasındaydı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren