Avatar of Vocabulary Set Kitap Üretimi

Edebiyat İçinde Kitap Üretimi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Edebiyat' içinde 'Kitap Üretimi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

author

/ˈɑː.θɚ/

(noun) yazar, müellif;

(verb) yazmak, kaleme almak

Örnek:

She is the author of three best-selling novels.
Üç çok satan romanın yazarıdır.

novelist

/ˈnɑː.və.ɪst/

(noun) romancı, roman yazarı

Örnek:

She is a renowned novelist, famous for her historical fiction.
Tarihi kurgularıyla ünlü, tanınmış bir romancıdır.

copy editor

/ˈkɑː.pi ˌed.ɪ.tər/

(noun) redaktör, metin editörü

Örnek:

The manuscript was sent to the copy editor for final review.
El yazması son inceleme için redaktöre gönderildi.

bookseller

/ˈbʊkˌsel.ɚ/

(noun) kitapçı, kitap satıcısı

Örnek:

The independent bookseller recommended a new novel.
Bağımsız kitapçı yeni bir roman önerdi.

copywriter

/ˈkɑː.piˌraɪ.t̬ɚ/

(noun) metin yazarı, reklam yazarı

Örnek:

The advertising agency hired a new copywriter to work on their latest campaign.
Reklam ajansı, son kampanyaları üzerinde çalışmak üzere yeni bir metin yazarı işe aldı.

ghostwriter

/ˈɡoʊstˌraɪ.t̬ɚ/

(noun) hayalet yazar, gölge yazar

Örnek:

Many celebrities hire a ghostwriter for their autobiographies.
Birçok ünlü, otobiyografileri için bir hayalet yazar tutar.

literary agent

/ˈlɪt.ər.er.i ˈeɪ.dʒənt/

(noun) edebiyat ajanı

Örnek:

She hired a literary agent to help her find a publisher for her novel.
Romanına yayıncı bulmak için bir edebiyat ajanı tuttu.

poet

/ˈpoʊ.ət/

(noun) şair

Örnek:

William Shakespeare is considered one of the greatest poets in the English language.
William Shakespeare, İngiliz dilinin en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilir.

printer

/ˈprɪn.t̬ɚ/

(noun) yazıcı, matbaacı, basımcı

Örnek:

My new printer can print in color.
Yeni yazıcım renkli yazdırabiliyor.

production manager

/prəˈdʌk.ʃən ˌmæn.ɪ.dʒər/

(noun) yapım müdürü, üretim müdürü

Örnek:

The production manager ensured the film stayed on budget.
Yapım müdürü, filmin bütçede kalmasını sağladı.

proofreader

/ˈpruːfˌriː.dɚ/

(noun) redaktör, düzeltmen

Örnek:

The author hired a professional proofreader to review her manuscript.
Yazar, el yazmasını gözden geçirmesi için profesyonel bir redaktör tuttu.

publicist

/ˈpʌb.lə.sɪst/

(noun) halkla ilişkiler uzmanı, tanıtımcı

Örnek:

The celebrity hired a publicist to manage her media appearances.
Ünlü, medya görünümlerini yönetmek için bir halkla ilişkiler uzmanı tuttu.

publisher

/ˈpʌb.lɪ.ʃɚ/

(noun) yayıncı, yayınevi

Örnek:

The author signed a contract with a new publisher.
Yazar yeni bir yayıncıyla sözleşme imzaladı.

rights manager

/ˈraɪts ˌmæn.ɪ.dʒər/

(noun) haklar yöneticisi, telif hakları yöneticisi

Örnek:

The author hired a rights manager to handle the licensing of her books.
Yazar, kitaplarının lisanslamasını yönetmesi için bir haklar yöneticisi tuttu.

translator

/trænsˈleɪ.t̬ɚ/

(noun) çevirmen, tercüman, çeviri programı

Örnek:

She works as a freelance translator for international organizations.
Uluslararası kuruluşlar için serbest çevirmen olarak çalışıyor.

typesetter

/ˈtaɪpˌset.ər/

(noun) dizgici, mizanpajcı

Örnek:

The typesetter carefully arranged each letter on the metal plate.
Dizgici her harfi metal plakaya dikkatlice yerleştirdi.

typist

/ˈtaɪ.pɪst/

(noun) daktilograf, yazıcı

Örnek:

The company is looking for an experienced typist.
Şirket deneyimli bir daktilograf arıyor.

writer

/ˈraɪ.t̬ɚ/

(noun) yazar, edebiyatçı

Örnek:

She is a famous writer of children's books.
O, ünlü bir çocuk kitabı yazarıdır.

distributor

/dɪˈstrɪb.jə.t̬ɚ/

(noun) distribütör, dağıtıcı, ateşleme distribütörü

Örnek:

We are the sole distributor of these products in the region.
Bölgedeki bu ürünlerin tek distribütörü biziz.

bard

/bɑːrd/

(noun) ozan, şair

Örnek:

Shakespeare is often referred to as 'The Bard of Avon'.
Shakespeare'a sık sık 'Avon'un Ozanı' denir.

biographer

/baɪˈɑː.ɡrə.fɚ/

(noun) biyografi yazarı

Örnek:

The famous author hired a biographer to write his life story.
Ünlü yazar, hayat hikayesini yazması için bir biyografi yazarı tuttu.

co-author

/ˌkoʊˈɔː.θər/

(noun) ortak yazar, eş yazar;

(verb) ortak yazmak, eş yazmak

Örnek:

She was the co-author of the groundbreaking research paper.
Çığır açan araştırma makalesinin ortak yazarıydı.

collaborator

/kəˈlæb.ə.reɪ.t̬ɚ/

(noun) işbirlikçi, ortak, hain

Örnek:

She is a key collaborator on the research project.
Araştırma projesinde önemli bir işbirlikçidir.

diarist

/ˈdaɪə.rɪst/

(noun) günlük yazarı, diarist

Örnek:

Samuel Pepys is one of the most famous diarists in English history.
Samuel Pepys, İngiliz tarihindeki en ünlü günlük yazarlarından biridir.

essayist

/ˈes.eɪ.ɪst/

(noun) deneme yazarı

Örnek:

The renowned essayist delivered a captivating lecture on modern literature.
Ünlü deneme yazarı, modern edebiyat üzerine büyüleyici bir ders verdi.

hack

/hæk/

(verb) hacklemek, sistemine girmek, kesmek;

(noun) tüyo, yöntem, hack

Örnek:

Someone tried to hack into my email account.
Biri e-posta hesabımı hacklemeye çalıştı.

hagiographer

/ˌhæɡ.iˈɑːɡ.rə.fər/

(noun) hagiograf, idealize eden biyografi yazarı

Örnek:

The historian was criticized for being a hagiographer rather than an objective biographer.
Tarihçi, objektif bir biyografi yazarı olmaktan ziyade bir hagiograf olduğu için eleştirildi.

historian

/hɪˈstɔːr.i.ən/

(noun) tarihçi

Örnek:

The renowned historian presented a new theory on ancient civilizations.
Ünlü tarihçi, antik uygarlıklar üzerine yeni bir teori sundu.

lexicographer

/ˌlek.sɪˈkɑː.ɡrə.fɚ/

(noun) sözlükbilimci, lügatçi

Örnek:

The lexicographer spent years researching words for the new dictionary.
Sözlükbilimci, yeni sözlük için kelimeleri araştırmakla yıllarını harcadı.

literati

/ˌlɪt̬.əˈrɑː.t̬iː/

(plural noun) edebiyatçılar, aydınlar, entelektüeller

Örnek:

The city's literati gathered for the annual book fair.
Şehrin edebiyatçıları yıllık kitap fuarı için toplandı.

man of letters

/ˌmæn əv ˈletərz/

(phrase) edebiyatçı, bilim adamı, yazar

Örnek:

He was a true man of letters, with a vast knowledge of classical literature.
Klasik edebiyat hakkında geniş bilgiye sahip gerçek bir edebiyatçıydı.

pamphleteer

/ˌpæm.flɪˈtɪr/

(noun) broşür yazarı, risaleci;

(verb) broşür yazmak, broşür dağıtmak

Örnek:

The political pamphleteer distributed flyers criticizing the government.
Siyasi broşür yazarı, hükümeti eleştiren broşürler dağıttı.

pen name

/ˈpen neɪm/

(noun) takma ad, yazar adı

Örnek:

Mark Twain is the pen name of Samuel Clemens.
Mark Twain, Samuel Clemens'in takma adıdır.

satirist

/ˈsæt̬.ɚ.ɪst/

(noun) taşlamacı, hicivci

Örnek:

Jonathan Swift, the author of 'Gulliver's Travels', was a renowned satirist.
Gulliver'in Gezileri'nin yazarı Jonathan Swift, ünlü bir taşlamacıydı.

storyteller

/ˈstɔːr.iˌtel.ɚ/

(noun) hikaye anlatıcısı, masalcı

Örnek:

The old man was a captivating storyteller, enchanting the children with his tales.
Yaşlı adam büyüleyici bir hikaye anlatıcısıydı, hikayeleriyle çocukları büyülüyordu.

wordsmith

/ˈwɝːd.smɪθ/

(noun) kelime ustası, yazar

Örnek:

She's a talented wordsmith, crafting beautiful prose with ease.
O yetenekli bir kelime ustası, kolayca güzel düzyazılar kaleme alıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren