Avatar of Vocabulary Set İfade etmek

Sınav İçin Temel SAT Kelime Bilgisi İçinde İfade etmek Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sınav İçin Temel SAT Kelime Bilgisi' içinde 'İfade etmek' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

pay attention

/peɪ əˈtɛnʃən/

(phrase) dikkat etmek, özen göstermek

Örnek:

Please pay attention to the teacher.
Lütfen öğretmene dikkat edin.

make contact with

/meɪk ˈkɑːntækt wɪθ/

(phrase) iletişime geçmek, temas kurmak, temas etmek

Örnek:

I need to make contact with the client regarding the new proposal.
Yeni teklif hakkında müşteriyle iletişime geçmem gerekiyor.

wreak havoc

/riːk ˈhæv.ək/

(idiom) büyük yıkıma neden olmak, kaos yaratmak

Örnek:

The storm wreaked havoc on the coastal towns.
Fırtına kıyı kasabalarında büyük yıkıma neden oldu.

cast doubt on

/kæst daʊt ɑːn/

(phrase) şüphe düşürmek, kuşku uyandırmak

Örnek:

The new evidence cast doubt on the witness's testimony.
Yeni kanıtlar tanığın ifadesine şüphe düşürdü.

call something into question

/kɔːl ˈsʌm.θɪŋ ˈɪn.tuː ˈkwes.tʃən/

(idiom) sorgulamak, şüpheye düşürmek

Örnek:

The new evidence calls his testimony into question.
Yeni kanıtlar onun ifadesini şüpheye düşürüyor.

the naked eye

/ðə ˌneɪ.kɪd ˈaɪ/

(phrase) çıplak göz

Örnek:

The planet is visible to the naked eye on a clear night.
Gezegen açık bir gecede çıplak gözle görülebilir.

make sense

/meɪk sens/

(idiom) mantıklı olmak, anlaşılır olmak, akla yatkın olmak

Örnek:

Her explanation didn't make sense to me.
Açıklaması bana mantıklı gelmedi.

pay tribute to

/peɪ ˈtrɪb.juːt tuː/

(idiom) saygı duruşunda bulunmak, anmak

Örnek:

The concert will pay tribute to the late singer.
Konser, merhum şarkıcıya saygı duruşunda bulunacak.

bring something to bear

/brɪŋ ˈsʌm.θɪŋ tuː ber/

(idiom) uygulamak, kullanmak, devreye sokmak

Örnek:

The government is bringing pressure to bear on the company to lower its prices.
Hükümet, fiyatlarını düşürmesi için şirkete baskı uyguluyor.

out of tune

/aʊt əv ˈtuːn/

(idiom) akordu bozuk, uyumsuz, ahenksiz

Örnek:

The piano is a bit out of tune.
Piyano biraz akordu bozuk.

set someone to work

/set ˈsʌm.wʌn tuː wɜːrk/

(phrase) birini işe başlatmak, birine görev vermek

Örnek:

The manager decided to set someone to work on the new project immediately.
Yönetici, yeni projede hemen birini görevlendirmeye karar verdi.

trial and error

/ˈtraɪəl ənd ˈer.ər/

(phrase) deneme yanılma, deneme ve hata

Örnek:

Learning to ride a bike is often a process of trial and error.
Bisiklet sürmeyi öğrenmek genellikle bir deneme yanılma sürecidir.

pass judgment

/pæs ˈdʒʌdʒ.mənt/

(idiom) yargıda bulunmak, hüküm vermek

Örnek:

It's not for me to pass judgment on your lifestyle.
Yaşam tarzınız hakkında yargıda bulunmak bana düşmez.

make a living

/meɪk ə ˈlɪv.ɪŋ/

(phrase) geçimini sağlamak, yaşamak

Örnek:

It's hard to make a living as an artist.
Sanatçı olarak geçimini sağlamak zor.

keep track of

/kiːp træk ʌv/

(phrasal verb) takip etmek, kaydını tutmak, haberdar olmak

Örnek:

It's hard to keep track of all the changes in the project.
Projedeki tüm değişiklikleri takip etmek zor.

rise above

/raɪz əˈbʌv/

(phrasal verb) üstüne çıkmak, üstesinden gelmek

Örnek:

You have to rise above the petty gossip in the office.
Ofisteki küçük dedikoduların üstüne çıkmalısın.

keep afloat

/kiːp əˈfloʊt/

(idiom) ayakta kalmak, geçimini sağlamak

Örnek:

The government provided a loan to help the struggling company keep afloat.
Hükümet, zor durumdaki şirketin ayakta kalmasına yardımcı olmak için kredi sağladı.

lend credence to

/lend ˈkriː.dəns tuː/

(idiom) güvenilirlik katmak, doğrulamak

Örnek:

The new evidence lent credence to his alibi.
Yeni kanıtlar onun alibisine güvenilirlik kattı.

reach a conclusion

/riːtʃ ə kənˈkluːʒən/

(idiom) sonuca varmak, bir karara ulaşmak

Örnek:

After hours of debate, they finally reached a conclusion.
Saatler süren tartışmalardan sonra nihayet bir sonuca ulaştılar.

garner attention

/ˈɡɑːr.nɚ əˈten.ʃən/

(phrase) ilgi çekmek, dikkat toplamak

Örnek:

The new startup managed to garner attention from several major investors.
Yeni girişim, birkaç büyük yatırımcının ilgisini çekmeyi başardı.

see fit

/siː fɪt/

(idiom) uygun görmek, doğru bulmak

Örnek:

You can leave whenever you see fit.
Ne zaman uygun görürsen gidebilirsin.

hustle and bustle

/ˈhʌs.əl ənd ˈbʌs.əl/

(idiom) koşuşturmaca, telaş

Örnek:

I love the hustle and bustle of the city.
Şehrin koşuşturmacasını seviyorum.

be steeped in

/biː stiːpt ɪn/

(idiom) yoğrulmuş olmak, ile dolu olmak

Örnek:

The old university is steeped in history and tradition.
Eski üniversite tarih ve gelenekle yoğrulmuştur.

live up to

/lɪv ˈʌp tə/

(phrasal verb) karşılamak, beklentileri karşılamak

Örnek:

It's hard to live up to everyone's expectations.
Herkesin beklentilerini karşılamak zor.

arrive at

/əˈraɪv æt/

(phrasal verb) varmak, ulaşmak

Örnek:

We will arrive at the airport by noon.
Öğlene kadar havaalanına varacağız.

draw blood

/drɔː blʌd/

(idiom) kan almak, kanatmak

Örnek:

The nurse needs to draw blood for your annual checkup.
Hemşirenin yıllık kontrolünüz için kan alması gerekiyor.

at someone's disposal

/æt ˌsʌm.wʌnz dɪˈspoʊ.zəl/

(phrase) emrinde, kullanıma hazır

Örnek:

I have a car at my disposal for the weekend.
Hafta sonu için emrimde bir arabam var.

hold true

/hoʊld truː/

(verb) geçerliliğini korumak, doğru olmak, uygulanabilir olmak

Örnek:

The old saying still holds true today.
Eski atasözü bugün hala geçerliliğini koruyor.

by the same token

/baɪ ðə seɪm ˈtoʊ.kən/

(idiom) aynı şekilde, aynı nedenle, benzer şekilde

Örnek:

He didn't help me, and by the same token, I won't help him.
Bana yardım etmedi ve aynı şekilde ben de ona yardım etmeyeceğim.

take liberties with

/teɪk ˈlɪb.ər.tiz wɪθ/

(idiom) çarpıtmak, saygısızlık etmek

Örnek:

He tends to take liberties with the facts when telling a story.
Hikaye anlatırken gerçekleri çarpıtmaya meyillidir.

courtesy of

/ˈkɝː.t̬ə.si əv/

(phrase) ikramı olarak, sayesinde, yüzünden

Örnek:

The hotel provides a shuttle bus courtesy of the management.
Otel, yönetimin ikramı olarak bir servis otobüsü sağlamaktadır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren