İş ve Para İçinde Yoğun ve Dinamik Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'İş ve Para' içinde 'Yoğun ve Dinamik' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ə haɪv əv ækˈtɪv.ɪ.ti/
(idiom) bir faaliyet kovanı, çok hareketli bir yer
Örnek:
The market was a hive of activity on Saturday morning.
Cumartesi sabahı pazar bir faaliyet kovanıydı.
/bi rʌn ɔf jʊər fiːt/
(idiom) ayakları şişmek, çok meşgul olmak
Örnek:
I've been run off my feet all day with customer orders.
Müşteri siparişleriyle bütün gün ayaklarım şişti.
/wɜrk yʊər ɡʌts aʊt/
(idiom) çok sıkı çalışmak, canını dişine takmak
Örnek:
I had to work my guts out to finish the project on time.
Projeyi zamanında bitirmek için çok sıkı çalışmak zorunda kaldım.
/bi əz ˈbɪz.i əz ə biː/
(idiom) arı gibi çalışkan, çok meşgul
Örnek:
My grandmother is always as busy as a bee, baking and gardening.
Büyükannem her zaman arı gibi çalışkan, yemek yapar ve bahçe işleriyle uğraşır.
/bɜrn ðə ˈkændl æt boʊθ ɛndz/
(idiom) mumun iki ucunu da yakmak, aşırı çalışmak
Örnek:
She's been burning the candle at both ends to finish her project on time.
Projesini zamanında bitirmek için mumun iki ucunu da yakıyor.
/hæv jʊər hændz fʊl/
(idiom) çok meşgul olmak, eli kolu bağlı olmak
Örnek:
I'd love to help, but I really have my hands full with this project.
Yardım etmeyi çok isterim ama bu projeyle gerçekten çok meşgulüm.
/ɪn haɪ ɡɪr/
(idiom) tam gaz, yüksek viteste
Örnek:
The factory has been in high gear since the new order came in.
Yeni sipariş geldiğinden beri fabrika tam gaz çalışıyor.
/ɑn ðə ɡoʊ/
(idiom) hareket halinde, çok meşgul, hareket halindeyken
Örnek:
She's always on the go, juggling work, family, and hobbies.
O her zaman hareket halinde, iş, aile ve hobileri bir arada yürütüyor.
/sprɛd jərˈsɛlf tu θɪn/
(idiom) çok fazla işe girişmek, kendini çok dağıtmak
Örnek:
She's trying to manage three projects at once, so she's really spreading herself too thin.
Aynı anda üç projeyi yönetmeye çalışıyor, bu yüzden gerçekten çok fazla işe girişiyor.
/biː prɛst fɔr taɪm/
(idiom) zamanı kısıtlı olmak, zaman darlığı çekmek
Örnek:
I'd love to help, but I'm really pressed for time right now.
Yardım etmeyi çok isterim ama şu an gerçekten zamanım kısıtlı.
/ðə hiːt ɪz ɑːn/
(idiom) baskı artıyor, durum gerginleşiyor
Örnek:
With the deadline approaching, the heat is on to finish the project.
Son teslim tarihi yaklaştıkça, projeyi bitirmek için baskı artıyor.