Tehlike İçinde Çok fazla risk almak Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Tehlike' içinde 'Çok fazla risk almak' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /tuː kloʊs fɔr ˈkʌmfərt/
(idiom) rahatsız edici derecede yakın, kıl payı
Örnek:
The car swerved, and it was too close for comfort.
Araba savruldu ve rahatsız edici derecede yakındı.
/duː ɔːr daɪ/
(idiom) ya tamam ya devam, ölüm kalım meselesi
Örnek:
This is a do or die situation for our team.
Bu, takımımız için bir ya tamam ya devam durumu.
/ɡoʊ fɔr broʊk/
(idiom) her şeyi göze almak, tüm riskleri almak
Örnek:
He decided to go for broke and invest all his savings in the new business.
Her şeyi göze alıp tüm birikimini yeni işe yatırmaya karar verdi.
/aʊt ɑn ə lɪm/
(idiom) risk almak, tehlikeli bir durumda olmak
Örnek:
He went out on a limb to support his friend, even though it meant risking his own reputation.
Arkadaşını desteklemek için risk aldı, kendi itibarını riske atmak anlamına gelse bile.
/stɪk jʊər nɛk aʊt/
(idiom) risk almak, kendini tehlikeye atmak
Örnek:
I'm going to stick my neck out and say that I think the new plan is a bad idea.
Risk alıp yeni planın kötü bir fikir olduğunu söyleyeceğim.
/teɪk yʊər laɪf ɪn yʊər hændz/
(idiom) hayatını tehlikeye atmak, canını hiçe saymak
Örnek:
Every time he goes rock climbing without a harness, he's taking his life in his hands.
Emniyet kemeri olmadan kaya tırmanışına her gittiğinde, hayatını tehlikeye atıyor.
/æt jʊər oʊn rɪsk/
(idiom) kendi sorumluluğunda, kendi riskinle
Örnek:
You can try to climb the fence, but it's at your own risk.
Çitlere tırmanmayı deneyebilirsin ama bu kendi sorumluluğunda.
/ʌp ðɪ ˈænti/
(idiom) bahsi artırmak, riskleri yükseltmek
Örnek:
The company decided to up the ante by offering a higher salary to attract top talent.
Şirket, en iyi yetenekleri çekmek için daha yüksek bir maaş teklif ederek bahsi artırmaya karar verdi.
/leɪ daʊn jʊər laɪf/
(idiom) canını feda etmek, hayatını vermek
Örnek:
He was willing to lay down his life for his country.
Ülkesi için canını feda etmeye hazırdı.
/daɪs wɪθ dɛθ/
(idiom) ölümle dans etmek, hayatını tehlikeye atmak
Örnek:
He was dicing with death every time he drove his car at such high speeds.
Arabasını bu kadar yüksek hızlarda sürdüğü her seferinde ölümle dans ediyordu.
/tɛmpt feɪt/
(idiom) kaderi zorlamak, şansını zorlamak
Örnek:
He decided to drive home after drinking, really tempting fate.
İçtikten sonra eve arabayla gitmeye karar verdi, gerçekten kaderi zorluyordu.