Davranış ve Yaklaşım İçinde Tepkiler ve Geri Bildirimler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Davranış ve Yaklaşım' içinde 'Tepkiler ve Geri Bildirimler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğrenmore power to somebody's elbow
/mɔr ˈpaʊər tu ˈsʌmbədiz ˈɛlboʊ/
(idiom) kolay gelsin, başarılar dilerim
Örnek:
She's starting her own business, and I say, more power to her elbow!
Kendi işini kuruyor ve ben de diyorum ki, kolay gelsin!
/ɪˈnʌf sɛd/
(idiom) yeterince söylendi, daha fazla söze gerek yok
Örnek:
He arrived an hour late and didn't even apologize. Enough said.
Bir saat geç geldi ve özür bile dilemedi. Yeterince söylendi.
/fɔr kraɪsts seɪk/
(exclamation) Allah aşkına, tanrı aşkına
Örnek:
Oh, for Christ's sake, just tell me what you want!
Ah, Allah aşkına, sadece ne istediğini söyle bana!
/ˈper.ɪʃ ðə θɔːt/
(idiom) Allah korusun, aman Tanrım
Örnek:
Me, a politician? Perish the thought!
Ben mi, politikacı mı? Allah korusun!
/bi sloʊ ɔf ðə mɑrk/
(idiom) yavaş kavramak, yavaş tepki vermek
Örnek:
He tends to be slow off the mark when it comes to new technology.
Yeni teknolojiler konusunda yavaş kavrar.
/nɑt tɜrn ə hɛr/
(idiom) kılı bile kıpırdamamak, gözünü bile kırpmamak
Örnek:
Even when the car skidded, she did not turn a hair.
Araba kaydığında bile kılı bile kıpırdamadı.
/nɑt bæt ən aɪ/
(idiom) gözünü bile kırpmamak, hiç şaşırmamak
Örnek:
When she heard the bad news, she didn't bat an eye.
Kötü haberi duyduğunda gözünü bile kırpmadı.
/tɜrn ðə ˈʌðər tʃiːk/
(idiom) diğer yanağını çevirmek, misilleme yapmamak
Örnek:
When he insulted me, I decided to turn the other cheek and walk away.
Bana hakaret ettiğinde, diğer yanağımı çevirmeye ve uzaklaşmaya karar verdim.
/teɪk ˈsʌmθɪŋ ɪn ɡʊd pɑːrt/
(idiom) iyi karşılamak, alınmamak
Örnek:
He always takes criticism in good part and tries to improve.
Eleştiriyi her zaman iyi karşılar ve kendini geliştirmeye çalışır.
/ɡɪv ˈsʌmˌwʌn ðə ˈrʌnəˌraʊnd/
(idiom) oyalamak, baştan savmak
Örnek:
I've been trying to get a refund for weeks, but they keep giving me the runaround.
Haftalardır para iadesi almaya çalışıyorum ama sürekli beni oyalamaya devam ediyorlar.
/wɪð ˈoʊpən ɑːrmz/
(idiom) açık kollarla, sıcak bir şekilde
Örnek:
They welcomed the new neighbors with open arms.
Yeni komşuları açık kollarla karşıladılar.
/ɡoʊ ɔf ɑn ə ˈtæn.dʒənt/
(idiom) konudan sapmak, lafı dağıtmak
Örnek:
The professor tends to go off on a tangent during his lectures, making them hard to follow.
Profesör derslerinde sık sık konudan sapar, bu da dersleri takip etmeyi zorlaştırır.