Avatar of Vocabulary Set Öde veya Dikkat Çek

Davranış ve Yaklaşım İçinde Öde veya Dikkat Çek Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Davranış ve Yaklaşım' içinde 'Öde veya Dikkat Çek' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

catch someone's eye

/kætʃ ˈsʌm.wʌnz aɪ/

(idiom) gözüne çarpmak, dikkatini çekmek

Örnek:

The bright red dress immediately caught her eye.
Parlak kırmızı elbise hemen gözüne çarptı.

you could hear a pin drop

/juː kʊd hɪər ə pɪn drɒp/

(idiom) iğne düşse sesi duyulurdu, derin bir sessizlik

Örnek:

When the teacher announced the test results, you could hear a pin drop in the classroom.
Öğretmen sınav sonuçlarını açıkladığında, sınıfta iğne düşse sesi duyulurdu.

strut your stuff

/strʌt yʊər stʌf/

(idiom) hünerlerini sergilemek, havasını atmak, gösteriş yapmak

Örnek:

The dancers got on stage to strut their stuff.
Dansçılar sahneye çıkıp hünerlerini sergilediler.

be all ears

/bi ɔl ɪərz/

(idiom) can kulağıyla dinlemek, dört gözle dinlemek

Örnek:

Tell me about your trip, I'm all ears!
Seyahatinizi anlatın, ben can kulağıyla dinliyorum!

be glued to

/bi ɡluːd tuː/

(idiom) kilitlenmek, yapışmak

Örnek:

The kids were glued to the TV all afternoon.
Çocuklar bütün öğleden sonra televizyona kilitlenmişti.

eagle eye

/ˈiː.ɡəl ˌaɪ/

(idiom) kartal gözü, keskin gözlem yeteneği

Örnek:

The security guard kept an eagle eye on the suspicious package.
Güvenlik görevlisi şüpheli paketi kartal gözüyle izledi.

keep your eyes peeled

/kiːp jʊər aɪz piːld/

(idiom) gözünü dört açmak, tetikte olmak

Örnek:

Keep your eyes peeled for deer when you're driving through the forest.
Ormanda araba sürerken geyiklere karşı gözünü dört aç.

keep your ear to the ground

/kiːp jʊər ɪər tə ðə ɡraʊnd/

(idiom) kulağını dört açmak, gelişmeleri takip etmek, nabzı tutmak

Örnek:

You need to keep your ear to the ground if you want to find a good job in this industry.
Bu sektörde iyi bir iş bulmak istiyorsan kulağını dört açmalısın.

lend an ear

/lɛnd ən ɪr/

(idiom) kulak vermek, dinlemek

Örnek:

She always lends an ear when I need to talk.
Konuşmaya ihtiyacım olduğunda her zaman kulak verir.

pin back your ears

/pɪn bæk jʊər ɪərz/

(idiom) kulak kesilmek, dikkatle dinlemek

Örnek:

Now, everyone, pin back your ears, because I'm only going to say this once.
Şimdi herkes, kulak kesilin, çünkü bunu sadece bir kez söyleyeceğim.

take the stage

/teɪk ðə steɪdʒ/

(idiom) sahneye çıkmak, performansa başlamak, ön plana çıkmak

Örnek:

The band will take the stage at 9 PM.
Grup saat 21.00'de sahneye çıkacak.

keep a low profile

/kiːp ə loʊ ˈproʊ.faɪl/

(idiom) gözlerden uzak durmak, düşük profil çizmek

Örnek:

After the scandal, he decided to keep a low profile for a while.
Skandal sonrası bir süre gözlerden uzak durmaya karar verdi.

prick up your ears

/prɪk ʌp jʊər ɪərz/

(idiom) kulak kabartmak, dikkat kesilmek

Örnek:

When I mentioned a pay raise, everyone at the meeting began to prick up their ears.
Maaş zammından bahsettiğimde, toplantıdaki herkes kulak kabartmaya başladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren