Avatar of Vocabulary Set Otlar

İçindekiler İçinde Otlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'İçindekiler' içinde 'Otlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

angelica

/ænˈdʒel.ɪ.kə/

(noun) melekotu

Örnek:

She added fresh angelica to the stew for a unique flavor.
Yemeğe eşsiz bir lezzet katmak için taze melekotu ekledi.

artemisia

/ˌɑːr.t̬əˈmɪ.ʒə/

(noun) Artemisia, pelin otu

Örnek:

Some species of Artemisia are used in traditional medicine.
Bazı Artemisia türleri geleneksel tıpta kullanılır.

basil

/ˈbeɪ.zəl/

(noun) fesleğen

Örnek:

She added fresh basil to the pasta sauce.
Makarna sosuna taze fesleğen ekledi.

bay leaf

/ˈbeɪ liːf/

(noun) defne yaprağı

Örnek:

Add a bay leaf to the stew for extra flavor.
Ekstra lezzet için güvece bir defne yaprağı ekleyin.

borage

/ˈbɔːr.ɪdʒ/

(noun) hodan

Örnek:

Fresh borage leaves can be added to salads for a refreshing taste.
Taze hodan yaprakları ferahlatıcı bir tat için salatalara eklenebilir.

chervil

/ˈtʃɝː.vɪl/

(noun) frenk maydanozu

Örnek:

Add fresh chervil to the salad for a delicate flavor.
Salataya narin bir lezzet katmak için taze frenk maydanozu ekleyin.

chicory

/ˈtʃɪk.ɚ.i/

(noun) hindiba

Örnek:

She added fresh chicory leaves to her salad for a slightly bitter taste.
Salatasına hafif acı bir tat için taze hindiba yaprakları ekledi.

chives

/tʃaɪvz/

(noun) frenk soğanı

Örnek:

Sprinkle fresh chives over the baked potato.
Fırında patatesin üzerine taze frenk soğanı serpin.

cilantro

/səˈlæn.troʊ/

(noun) kişniş

Örnek:

Add fresh cilantro to the salsa for extra flavor.
Ekstra lezzet için salsaya taze kişniş ekleyin.

clary sage

/ˌklæri ˈseɪdʒ/

(noun) adaçayı

Örnek:

The garden was filled with the sweet scent of clary sage.
Bahçe adaçayının tatlı kokusuyla doluydu.

clove

/kloʊv/

(noun) karanfil, diş;

(past tense) yardı, böldü

Örnek:

Add a few cloves to the mulled wine for extra flavor.
Ekstra lezzet için sıcak şaraba birkaç karanfil ekleyin.

coriander

/ˈkɔːr.i.æn.dɚ/

(noun) kişniş

Örnek:

Add fresh coriander to the curry for extra flavor.
Ekstra lezzet için köriye taze kişniş ekleyin.

dill

/dɪl/

(noun) dereotu

Örnek:

She added fresh dill to the salmon.
Somona taze dereotu ekledi.

fennel

/ˈfen.əl/

(noun) rezene

Örnek:

Add fresh fennel to the salad for a unique flavor.
Salataya eşsiz bir lezzet katmak için taze rezene ekleyin.

garlic

/ˈɡɑːr.lɪk/

(noun) sarımsak

Örnek:

Add two cloves of garlic to the sauce.
Sosa iki diş sarımsak ekleyin.

hyssop

/ˈhɪs.əp/

(noun) çördük otu

Örnek:

The ancient Hebrews used hyssop in their purification rituals.
Eski İbraniler arınma ritüellerinde çördük otu kullandılar.

lavender

/ˈlæv.ɪn.dɚ/

(noun) lavanta, lavanta rengi, açık mor;

(adjective) lavanta rengi, açık mor

Örnek:

The garden was filled with the sweet scent of lavender.
Bahçe lavantanın tatlı kokusuyla doluydu.

lemon balm

/ˈlem.ən ˌbɑːm/

(noun) melisa

Örnek:

She brewed a soothing tea with fresh lemon balm leaves.
Taze melisa yapraklarıyla rahatlatıcı bir çay demledi.

licorice

/ˈlɪk.ɚ.ɪʃ/

(noun) meyan kökü, meyan kökü şekeri, meyan kökü bitkisi

Örnek:

She loves the strong, distinctive taste of black licorice.
Siyah meyan kökünün güçlü, belirgin tadını sever.

lovage

/ˈlʌv.ɪdʒ/

(noun) kereviz otu

Örnek:

The chef added fresh lovage to the soup for a unique flavor.
Şef, çorbaya eşsiz bir lezzet katmak için taze kereviz otu ekledi.

marjoram

/ˈmɑːr.dʒɚ.əm/

(noun) mercanköşk

Örnek:

Add fresh marjoram to the soup for extra flavor.
Ekstra lezzet için çorbaya taze mercanköşk ekleyin.

mint

/mɪnt/

(noun) nane, darphane;

(verb) basmak, darbetmek;

(adjective) sıfır, kusursuz

Örnek:

She added fresh mint leaves to her tea.
Çayına taze nane yaprakları ekledi.

mustard

/ˈmʌs.tɚd/

(noun) hardal, hardal bitkisi;

(adjective) hardal rengi

Örnek:

Would you like some mustard with your hot dog?
Sosisli sandviçinize biraz hardal ister misiniz?

oregano

/ɔːˈreɡ.ə.noʊ/

(noun) kekik

Örnek:

Add a pinch of dried oregano to the pasta sauce for extra flavor.
Ekstra lezzet için makarna sosuna bir tutam kuru kekik ekleyin.

parsley

/ˈpɑːr.sli/

(noun) maydanoz

Örnek:

Chop some fresh parsley for the soup.
Çorba için biraz taze maydanoz doğra.

pennyroyal

/ˌpen.iˈrɔɪ.əl/

(noun) pennyroyal, yabani nane

Örnek:

She brewed a tea from pennyroyal leaves to help with her digestion.
Sindirimine yardımcı olmak için pennyroyal yapraklarından çay demledi.

peppermint

/ˈpep.ɚ.mɪnt/

(noun) nane, nane şekeri;

(adjective) nane aromalı, nane kokulu

Örnek:

She brewed a cup of peppermint tea to soothe her stomach.
Midesini yatıştırmak için bir fincan nane çayı demledi.

perilla

/pəˈrɪl.ə/

(noun) perilla, shiso

Örnek:

The chef garnished the dish with fresh perilla leaves.
Şef yemeği taze perilla yapraklarıyla süsledi.

purslane

/ˈpɝː.slən/

(noun) semizotu

Örnek:

She added fresh purslane to her summer salad for a tangy crunch.
Yaz salatasına keskin bir çıtırtı için taze semizotu ekledi.

rosemary

/ˈroʊz.mer.i/

(noun) biberiye

Örnek:

She added fresh rosemary to the roasted chicken.
Kızarmış tavuğa taze biberiye ekledi.

rue

/ruː/

(verb) pişman olmak, hayıflanmak;

(noun) sedef otu

Örnek:

He will rue the day he crossed me.
Bana karşı geldiği günü pişmanlıkla anacak.

sage

/seɪdʒ/

(noun) bilge, filozof, adaçayı;

(adjective) bilge, akıllı

Örnek:

The ancient sage offered profound advice to the young king.
Antik bilge, genç krala derin tavsiyelerde bulundu.

salad burnet

/ˈsæləd ˈbɜːrnɪt/

(noun) salata burnet

Örnek:

Fresh salad burnet leaves add a refreshing, cucumber-like taste to green salads.
Taze salata burnet yaprakları yeşil salatalara ferahlatıcı, salatalık benzeri bir tat katar.

sassafras

/ˈsæs.ə.fræs/

(noun) sassafras, sassafras ağacı

Örnek:

The distinct scent of sassafras filled the air in the forest.
Ormanda sassafrasın belirgin kokusu havayı doldurdu.

savory

/ˈseɪ.vɚ.i/

(adjective) tuzlu, lezzetli, saygın;

(noun) kekik, baharat

Örnek:

The chef prepared a delicious savory dish with herbs and spices.
Şef, otlar ve baharatlarla lezzetli bir tuzlu yemek hazırladı.

sorrel

/ˈsɔːr.əl/

(noun) kuzukulağı, kızıl kahverengi, sorrel rengi;

(adjective) kızıl kahverengi

Örnek:

She added fresh sorrel to the salad for a tangy flavor.
Salataya keskin bir tat vermek için taze kuzukulağı ekledi.

spearmint

/ˈspɪr.mɪnt/

(noun) nane, yeşil nane

Örnek:

I love the refreshing taste of spearmint tea.
Nane çayının ferahlatıcı tadını seviyorum.

tarragon

/ˈter.ə.ɡɑːn/

(noun) tarhun

Örnek:

Fresh tarragon adds a unique flavor to chicken dishes.
Taze tarhun, tavuk yemeklerine eşsiz bir lezzet katar.

thyme

/taɪm/

(noun) kekik

Örnek:

Add a sprig of fresh thyme to the roasted chicken.
Kızarmış tavuğa bir dal taze kekik ekleyin.

wintergreen

/ˈwɪn.t̬ɚ.ɡriːn/

(noun) kış yeşili, gaultheria, kış yeşili yağı;

(adjective) kış yeşili aromalı, kış yeşili kokulu

Örnek:

The forest floor was covered with patches of wintergreen.
Orman zemini kış yeşili lekeleriyle kaplıydı.

woodruff

/ˈwʊd.rəf/

(noun) asperula

Örnek:

Sweet woodruff is commonly used to flavor May wine.
Tatlı asperula genellikle Mayıs şarabını tatlandırmak için kullanılır.

safflower

/ˈsæf.laʊ.ɚ/

(noun) aspir

Örnek:

Safflower oil is often used in cooking and for making margarine.
Aspir yağı genellikle yemek pişirmede ve margarin yapımında kullanılır.

chamomile

/ˈkæm.ə.maɪl/

(noun) papatya

Örnek:

She brewed a cup of chamomile tea to help her relax.
Rahatlamak için bir fincan papatya çayı demledi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren