Avatar of Vocabulary Set Karar Verme 3

Karar İçinde Karar Verme 3 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Karar' içinde 'Karar Verme 3' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

either

/ˈiː.ðɚ/

(determiner) ya...ya da, her iki, herhangi bir;

(pronoun) ikisinden biri, herhangi biri;

(adverb) de, da

Örnek:

You can either stay or leave.
Ya kalabilirsin ya da gidebilirsin.

find

/faɪnd/

(verb) bulmak, keşfetmek, düşünmek;

(noun) buluntu, keşif

Örnek:

I need to find my keys.
Anahtarlarımı bulmam gerekiyor.

finding

/ˈfaɪn.dɪŋ/

(noun) bulma, keşif, bulgu

Örnek:

The finding of the lost treasure brought great joy.
Kayıp hazinenin bulunması büyük sevinç getirdi.

force the issue

/fɔːrs ðɪ ˈɪʃuː/

(idiom) konuyu zorlamak, meseleyi dayatmak

Örnek:

If they don't agree, we may have to force the issue.
Eğer kabul etmezlerse, konuyu zorlamak zorunda kalabiliriz.

free will

/ˌfriː ˈwɪl/

(noun) özgür irade

Örnek:

Do we truly have free will, or are our choices predetermined?
Gerçekten özgür irademiz var mı, yoksa seçimlerimiz önceden mi belirlenmiş?

not give/budge/move an inch

/nɑt ɡɪv/bʌdʒ/muːv ən ɪntʃ/

(idiom) bir milim bile geri adım atmamak, kıpırdamamak

Örnek:

He would not give an inch on the terms of the contract.
Sözleşme şartları konusunda bir milim bile geri adım atmadı.

go before

/ɡoʊ bɪˈfɔːr/

(phrasal verb) önce gelmek, önce olmak

Örnek:

The warm-up exercises should go before the main workout.
Isınma egzersizleri ana antrenmandan önce gelmelidir.

hand down

/hænd daʊn/

(phrasal verb) devretmek, miras bırakmak, açıklamak

Örnek:

My grandmother handed down her wedding dress to my mother.
Büyükannem gelinliğini anneme devretti.

have a think

/hæv ə θɪŋk/

(phrase) düşünmek, üzerinde düşünmek

Örnek:

I need to have a think about your proposal before I give you an answer.
Size cevap vermeden önce teklifinizi düşünmem gerekiyor.

hem and haw

/hem ən hɔː/

(idiom) kekelemek, tereddüt etmek, lafı dolandırmak

Örnek:

When asked about his plans, he started to hem and haw.
Planları sorulduğunda kekelemeye ve tereddüt etmeye başladı.

Hobson's choice

/ˈhɑb.sənz ˌtʃɔɪs/

(idiom) Hobson seçimi, gerçek bir seçenek olmaması

Örnek:

It was Hobson's choice: either accept the low offer or lose the deal entirely.
Bu Hobson seçimiydi: ya düşük teklifi kabul et ya da anlaşmayı tamamen kaybet.

hustle

/ˈhʌs.əl/

(verb) itmek, kakalamak, çok çalışmak;

(noun) koşturmaca, telaş

Örnek:

He was hustled out of the building by security.
Güvenlik tarafından binadan itilerek çıkarıldı.

incisive

/ɪnˈsaɪ.sɪv/

(adjective) keskin, nüfuz edici, derinlemesine

Örnek:

Her incisive comments cut through the confusion.
Onun keskin yorumları kafa karışıklığını giderdi.

inconclusive

/ˌɪn.kəŋˈkluː.sɪv/

(adjective) sonuçsuz, kesin olmayan

Örnek:

The evidence presented was inconclusive, so no charges were filed.
Sunulan kanıtlar sonuçsuzdu, bu yüzden hiçbir suçlama yapılmadı.

indecisive

/ˌɪn.dɪˈsaɪ.sɪv/

(adjective) kararsız, tereddütlü, belirsiz

Örnek:

He's very indecisive about what to order for dinner.
Akşam yemeği için ne sipariş edeceği konusunda çok kararsız.

inflexible

/ɪnˈflek.sə.bəl/

(adjective) esnek olmayan, katı, sert

Örnek:

The company's policy is inflexible on refunds.
Şirketin iade politikası esnek değil.

it's six of one and half a dozen of the other

/ɪts sɪks əv wʌn ənd hæf ə dʌzən əv ði ˈʌðər/

(idiom) fark etmez, aynı kapıya çıkar

Örnek:

Whether we leave now or later, it's six of one and half a dozen of the other; we'll still hit traffic.
Şimdi mi yoksa sonra mı çıksak, fark etmez; yine de trafiğe takılacağız.

I’m easy

/aɪm ˈiː.zi/

(phrase) benim için fark etmez, ben kolayım

Örnek:

“What do you want for dinner?” “I’m easy, anything is fine.”
“Akşam yemeği için ne istersin?” “Benim için fark etmez, her şey olur.”

joint resolution

/ˌdʒɔɪnt rezəˈluːʃən/

(noun) ortak karar

Örnek:

The Senate passed a joint resolution to authorize military action.
Senato, askeri eylemi yetkilendirmek için bir ortak karar kabul etti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren