Avatar of Vocabulary Set Mimarlık ve İnşaatla İlgili İsimler

Mimarlık ve İnşaat İçinde Mimarlık ve İnşaatla İlgili İsimler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Mimarlık ve İnşaat' içinde 'Mimarlık ve İnşaatla İlgili İsimler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

engineering

/ˌen.dʒɪˈnɪr.ɪŋ/

(noun) mühendislik, mühendislik mesleği

Örnek:

She is studying civil engineering at university.
Üniversitede inşaat mühendisliği okuyor.

plan

/plæn/

(noun) plan, tasarı, çizim;

(verb) planlamak, düzenlemek

Örnek:

We need a solid plan to finish this project on time.
Bu projeyi zamanında bitirmek için sağlam bir plana ihtiyacımız var.

facility

/fəˈsɪl.ə.t̬i/

(noun) tesis, imkan, donanım

Örnek:

The hotel has excellent leisure facilities, including a swimming pool and gym.
Otelde yüzme havuzu ve spor salonu dahil olmak üzere mükemmel eğlence tesisleri bulunmaktadır.

infill

/ˈɪnfɪl/

(noun) dolgu, dolgu malzemesi, doldurma gelişimi;

(verb) doldurmak, içini doldurmak, kentsel dolgu yapmak

Örnek:

The construction crew used sand as infill for the foundation.
İnşaat ekibi temelin dolgu malzemesi olarak kum kullandı.

new build

/nuː bɪld/

(noun) yeni yapım, sıfır bina

Örnek:

They bought a beautiful new build house on the outskirts of the city.
Şehrin eteklerinde güzel bir yeni yapım ev satın aldılar.

dilapidation

/dɪˌlæp.əˈdeɪ.ʃən/

(noun) haraplık, yıkım, bakımsızlık

Örnek:

The old mansion was in a state of severe dilapidation.
Eski konak ciddi bir harap durumdaydı.

disrepair

/ˌdɪs.rɪˈper/

(noun) bakımsızlık, harap olma, onarılmaya muhtaç durum

Örnek:

The old house had fallen into a state of disrepair.
Eski ev bakımsız bir duruma düşmüştü.

eyesore

/ˈaɪ.sɔːr/

(noun) göz zevkini bozan şey, çirkin şey

Örnek:

That abandoned building is a real eyesore in the neighborhood.
O terk edilmiş bina mahallede gerçek bir göz zevkini bozan şey.

floor plan

/ˈflɔːr plæn/

(noun) kat planı, yerleşim planı

Örnek:

The architect presented the new floor plan for the office building.
Mimar, ofis binası için yeni kat planını sundu.

inlay

/ˈɪn.leɪ/

(noun) kakma, mozaik, inley;

(verb) kakmak, işlemek

Örnek:

The antique table had beautiful mother-of-pearl inlays.
Antika masada güzel sedef kakmalar vardı.

layout

/ˈleɪ.aʊt/

(noun) düzen, yerleşim, tasarım;

(verb) düzenlemek, yerleştirmek, tasarlamak

Örnek:

The layout of the new office is very efficient.
Yeni ofisin düzeni çok verimli.

shell

/ʃel/

(noun) kabuk, zarf, deniz kabuğu;

(verb) ayıklamak, kabuğunu soymak, bombalamak

Örnek:

She cracked the nut shell to get to the kernel.
Çekirdeğe ulaşmak için fındık kabuğunu kırdı.

hovel

/ˈhɑː.vəl/

(noun) kulübe, gecekondu

Örnek:

They lived in a tiny, dilapidated hovel on the outskirts of the city.
Şehrin eteklerinde küçük, harap bir kulübede yaşıyorlardı.

property

/ˈprɑː.pɚ.t̬i/

(noun) mülk, mal, gayrimenkul

Örnek:

The house is my personal property.
Ev benim kişisel mülküm.

self-build

/ˈself.bɪld/

(noun) kendi kendine inşa;

(adjective) kendi kendine inşa

Örnek:

They decided to undertake a self-build project to create their dream home.
Hayallerindeki evi yaratmak için bir kendi kendine inşa projesi üstlenmeye karar verdiler.

habitation

/ˌhæb.əˈteɪ.ʃən/

(noun) yaşam, yerleşim, mesken

Örnek:

The old house was unfit for human habitation.
Eski ev insan yaşamına uygun değildi.

place

/pleɪs/

(noun) yer, mekan, ev;

(verb) yerleştirmek, koymak, belirlemek

Örnek:

This is a good place to sit.
Burası oturmak için iyi bir yer.

return

/rɪˈtɝːn/

(verb) dönmek, iade etmek, geri aramak;

(noun) dönüş, iade, getiri

Örnek:

He decided to return to his hometown after many years.
Uzun yıllar sonra memleketine dönmeye karar verdi.

summer

/ˈsʌm.ɚ/

(noun) yaz;

(verb) yazı geçirmek

Örnek:

We usually go on vacation in the summer.
Genellikle yazın tatile gideriz.

landmark

/ˈlænd.mɑːrk/

(noun) simge, işaret, dönüm noktası;

(adjective) dönüm noktası niteliğinde, tarihi

Örnek:

The Eiffel Tower is a famous landmark in Paris.
Eyfel Kulesi, Paris'in ünlü bir simgesidir.

remains

/rɪˈmeɪnz/

(plural noun) kalıntı, artık, naaş;

(verb) kalmak, devam etmek, artmak

Örnek:

The remains of the ancient city were discovered by archaeologists.
Antik kentin kalıntıları arkeologlar tarafından keşfedildi.

ruin

/ˈruː.ɪn/

(noun) harabe, yıkım, mahvolma;

(verb) mahvetmek, yıkmak, harap etmek

Örnek:

The old castle was left in ruin after the war.
Eski kale savaştan sonra harabeye döndü.

demolition

/ˌdem.əˈlɪʃ.ən/

(noun) yıkım, tahrip

Örnek:

The old factory is scheduled for demolition next month.
Eski fabrika önümüzdeki ay yıkılacak.

refurbishment

/ˌriːˈfɝː.bɪʃ.mənt/

(noun) yenileme, tadilat

Örnek:

The hotel underwent a major refurbishment last year.
Otel geçen yıl büyük bir yenileme geçirdi.

renovation

/ˌren.əˈveɪ.ʃən/

(noun) tadilat, yenileme

Örnek:

The old building is undergoing a major renovation.
Eski bina büyük bir tadilattan geçiyor.

weld

/weld/

(verb) kaynak yapmak, kaynaştırmak, birleştirmek;

(noun) kaynak, kaynaklı birleşim

Örnek:

The workers will weld the steel beams together.
İşçiler çelik kirişleri birbirine kaynaklayacak.

firetrap

/ˈfaɪr.træp/

(noun) yangın tuzağı, yangın tehlikesi olan bina

Örnek:

The old factory building was a notorious firetrap.
Eski fabrika binası kötü şöhretli bir yangın tuzağıydı.

conduit

/ˈkɑːn.duː.ɪt/

(noun) kanal, boru, iletken

Örnek:

The old pipes served as a conduit for wastewater.
Eski borular atık su için bir kanal görevi görüyordu.

bachelor pad

/ˈbætʃ.əl.ər ˌpæd/

(noun) bekar evi, bekar dairesi

Örnek:

After the divorce, he moved into a small bachelor pad downtown.
Boşandıktan sonra şehir merkezinde küçük bir bekar evine taşındı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren