Avatar of Vocabulary Set Doğal Saç Stilleri

Görünüş İçinde Doğal Saç Stilleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Görünüş' içinde 'Doğal Saç Stilleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bald

/bɑːld/

(adjective) kel, beyaz başlı, alnında beyaz leke olan

Örnek:

He started going bald in his early thirties.
Otuzlu yaşlarının başında kel kalmaya başladı.

balding

/ˈbɑːl.dɪŋ/

(adjective) saçları dökülen, kel;

(noun) saç dökülmesi, kellik

Örnek:

He started balding in his late twenties.
Yirmili yaşlarının sonlarında saçları dökülmeye başladı.

shaggy

/ˈʃæɡ.i/

(adjective) dağınık, tüylü

Örnek:

The old dog had a long, shaggy coat.
Yaşlı köpeğin uzun, dağınık bir kürkü vardı.

shoulder-length

/ˈʃoʊl.dərˌleŋθ/

(adjective) omuz hizasında

Örnek:

She has beautiful shoulder-length hair.
Güzel omuz hizasında saçları var.

sleek

/sliːk/

(adjective) parlak, düzgün, şık;

(verb) düzleştirmek, parlatmak

Örnek:

The cat had a beautiful, sleek coat.
Kedinin güzel, parlak bir kürkü vardı.

spiky

/ˈspaɪ.ki/

(adjective) dikenli, sivri, sinirli

Örnek:

The cactus has spiky leaves.
Kaktüsün dikenli yaprakları var.

bristly

/ˈbrɪs.li/

(adjective) sert, kıl gibi, huysuz

Örnek:

The old man had a short, bristly beard.
Yaşlı adamın kısa, sert bir sakalı vardı.

bushy

/ˈbʊʃ.i/

(adjective) gür, çalılık gibi

Örnek:

The dog had a long, bushy tail.
Köpeğin uzun, gür bir kuyruğu vardı.

disheveled

/dɪˈʃev.əld/

(adjective) dağınık, pasaklı, darmadağınık

Örnek:

He arrived at the meeting looking rather disheveled.
Toplantıya oldukça dağınık bir şekilde geldi.

flyaway

/ˈflaɪ.ə.weɪ/

(adjective) uçuşan, dağınık, uçup giden

Örnek:

She tried to smooth down her flyaway hair.
Uçuşan saçlarını düzeltmeye çalıştı.

frizz

/frɪz/

(verb) kabarmak, kıvırcıklaşmak;

(noun) kabarıklık, kıvırcık saç

Örnek:

Humidity makes my hair frizz.
Nem saçımı kabartır.

frizzy

/ˈfrɪz.i/

(adjective) kabarık, kıvırcık

Örnek:

She tried to tame her frizzy hair with a lot of conditioner.
Çok fazla saç kremiyle kabarık saçlarını yatıştırmaya çalıştı.

fuzzy

/ˈfʌz.i/

(adjective) tüylü, bulanık, belirsiz

Örnek:

The kitten had soft, fuzzy fur.
Yavru kedinin yumuşak, tüylü kürkü vardı.

hairless

/ˈher.ləs/

(adjective) tüysüz, kel

Örnek:

The cat was completely hairless.
Kedi tamamen tüysüzdü.

lank

/læŋk/

(adjective) sönük, cansız, ince uzun

Örnek:

She tried to add volume to her lank hair.
Sönük saçlarına hacim katmaya çalıştı.

luxuriant

/lʌɡˈʒʊr.i.ənt/

(adjective) gür, bereketli, bol

Örnek:

The garden was filled with luxuriant foliage.
Bahçe gür yeşilliklerle doluydu.

matted

/ˈmæt̬.ɪd/

(adjective) keçeleşmiş, dolaşmış

Örnek:

The dog's fur was all matted after playing in the mud.
Köpeğin tüyleri çamurda oynadıktan sonra tamamen keçeleşmişti.

nappy

/ˈnæp.i/

(noun) bez;

(adjective) kıvırcık, bukleli

Örnek:

It's time to change the baby's nappy.
Bebeğin bezini değiştirme zamanı.

scraggly

/ˈskræɡ.li/

(adjective) sıska, dağınık, düzensiz

Örnek:

The old dog was looking quite scraggly after a long winter.
Yaşlı köpek uzun bir kıştan sonra oldukça sıska görünüyordu.

straight

/streɪt/

(adjective) düz, doğru, dürüst;

(adverb) dosdoğru, doğrudan, doğru bir şekilde;

(noun) düzlük, düz kısım

Örnek:

Draw a straight line across the page.
Sayfaya düz bir çizgi çizin.

thick

/θɪk/

(adjective) kalın, yoğun, sık;

(adverb) kalın, yoğun

Örnek:

The book has a thick cover.
Kitabın kalın bir kapağı var.

tidy

/ˈtaɪ.di/

(adjective) düzenli, derli toplu;

(verb) toplamak, düzenlemek

Örnek:

Her room is always very tidy.
Odası her zaman çok düzenli.

tousled

/ˈtaʊ.zəld/

(adjective) dağınık, karışık;

(verb) dağıtmak, karıştırmak

Örnek:

He ran a hand through his tousled hair.
Elini dağınık saçlarının arasından geçirdi.

unkempt

/ʌnˈkempt/

(adjective) dağınık, bakımsız, pasaklı

Örnek:

His hair was unkempt and he needed a shave.
Saçları dağınıktı ve tıraş olması gerekiyordu.

wavy

/ˈweɪ.vi/

(adjective) dalgalı, kıvrımlı

Örnek:

She has beautiful long wavy hair.
Güzel, uzun dalgalı saçları var.

crinkly

/ˈkrɪŋ.kli/

(adjective) buruşuk, kırışık

Örnek:

The old man's face was covered with crinkly lines.
Yaşlı adamın yüzü buruşuk çizgilerle kaplıydı.

curly

/ˈkɝː.li/

(adjective) kıvırcık, bukleli

Örnek:

She has beautiful curly hair.
Güzel kıvırcık saçları var.

wiry

/ˈwaɪr.i/

(adjective) telli, sert, kaslı

Örnek:

The old fence was made of wiry strands.
Eski çit telli tellerden yapılmıştı.

skinhead

/ˈskɪn.hed/

(noun) skinhead

Örnek:

A group of skinheads were seen marching in the protest.
Bir grup skinhead protestoda yürürken görüldü.

downy

/ˈdaʊ.ni/

(adjective) tüylü, yumuşak, hafif

Örnek:

The peach had a soft, downy skin.
Şeftalinin yumuşak, tüylü bir kabuğu vardı.

uncombed

/ʌnˈkoʊmd/

(adjective) taranmamış, dağınık

Örnek:

Her long, red hair was wild and uncombed.
Uzun, kızıl saçları dağınık ve taranmamıştı.

stringy

/ˈstrɪŋ.i/

(adjective) lifli, tel tel, sıska

Örnek:

The meat was tough and stringy.
Et sert ve lifliydi.

fuzz

/fʌz/

(noun) tüy, hav, polis;

(verb) bulanıklaşmak, bozulmak

Örnek:

There was a lot of lint and fuzz on the old sweater.
Eski süveterde çok fazla tüy ve hav vardı.

glossy

/ˈɡlɑː.si/

(adjective) parlak, cilalı, gösterişli

Örnek:

The magazine has a glossy cover.
Derginin parlak bir kapağı var.

greasy

/ˈɡriː.si/

(adjective) yağlı, yağlımsı, kaygan

Örnek:

The mechanic's hands were greasy from working on the engine.
Tamircinin elleri motorla uğraşmaktan yağlıydı.

silky

/ˈsɪl.ki/

(adjective) ipeksi, yumuşak, kadifemsi

Örnek:

The cat's fur was incredibly silky to the touch.
Kedinin tüyleri dokunuşta inanılmaz derecede ipeksiydi.

shiny

/ˈʃaɪ.ni/

(adjective) parlak, ışıl ışıl

Örnek:

The car was polished to a shiny finish.
Araba parlak bir yüzey elde etmek için cilalandı.

thin

/θɪn/

(adjective) ince, zayıf, sulu;

(verb) inceltmek, seyreltmek;

(adverb) ince

Örnek:

The book has a thin cover.
Kitabın ince bir kapağı var.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren