Toplum, Hukuk ve Siyaset İçinde Adaletsiz Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Toplum, Hukuk ve Siyaset' içinde 'Adaletsiz' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ɡɛt əˈweɪ wɪð ˈmɜːrdər/
(idiom) yanına kar kalmak, cezasız kalmak
Örnek:
He's always late, but because he's the boss's son, he seems to get away with murder.
Hep geç kalır ama patronun oğlu olduğu için her şey yanına kar kalıyor gibi görünüyor.
/ˈkɑn.flɪkt əv ˈɪn.trəst/
(noun) çıkar çatışması
Örnek:
The judge recused himself due to a conflict of interest.
Yargıç, çıkar çatışması nedeniyle kendini davadan çekti.
/ə rɔː diːl/
(idiom) haksız muamele, kötü anlaşma
Örnek:
She felt she got a raw deal when she was fired without warning.
Uyarı yapılmadan işten çıkarıldığında haksızlığa uğradığını hissetti.
tar someone with the same brush
/tɑr ˈsʌm.wʌn wɪð ðə seɪm brʌʃ/
(idiom) aynı kefeye koymak, genelleme yapmak
Örnek:
It's unfair to tar all politicians with the same brush; some are genuinely trying to make a difference.
Tüm politikacıları aynı kefeye koymak haksızlık; bazıları gerçekten bir fark yaratmaya çalışıyor.
/ə tʃiːp ʃɑt/
(idiom) ucuz numara, belden aşağı vuruş
Örnek:
His comment about her past mistakes was a cheap shot.
Geçmiş hataları hakkındaki yorumu ucuz bir numaraydı.
/kraɪ faʊl/
(idiom) haksızlık yapıldığını söylemek, kural ihlali olduğunu iddia etmek
Örnek:
The losing team began to cry foul, claiming the referee made biased calls.
Kaybeden takım, hakemin taraflı kararlar verdiğini iddia ederek haksızlık yapıldığını söylemeye başladı.
/ˌkæŋ.ɡəˈruː ˌkɔːrt/
(noun) kanguru mahkemesi, sahte mahkeme, haksız mahkeme
Örnek:
The prisoners held a kangaroo court to decide the fate of the informant.
Mahkumlar muhbirin kaderini belirlemek için bir kanguru mahkemesi kurdu.
/ɡɛt ə fri pæs/
(idiom) serbest geçiş hakkı almak, muaf tutulmak
Örnek:
He always seems to get a free pass when he breaks the rules.
Kuralları çiğnediğinde hep serbest geçiş hakkı alıyor gibi görünüyor.
/bɪˈloʊ ðə bɛlt/
(idiom) belden aşağı, haksız, kaba
Örnek:
His comment about her past was really below the belt.
Onun geçmişi hakkındaki yorumu gerçekten belden aşağıydı.
get the short end of the stick
/ɡɛt ðə ʃɔrt ɛnd əv ðə stɪk/
(idiom) kötü muamele görmek, zarar görmek
Örnek:
He always seems to get the short end of the stick when it comes to promotions.
Terfiler söz konusu olduğunda hep kötü muamele görüyor gibi görünüyor.