Fikir İçinde Fikrinizi belirtin Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Fikir' içinde 'Fikrinizi belirtin' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /soʊ hɛlp mi (ɡɑd)/
(idiom) Allah şahidim olsun, yemin ederim
Örnek:
I swear I didn't do it, so help me God!
Yemin ederim ben yapmadım, Allah şahidim olsun!
/tɔk ðə tɔk/
(idiom) lafı gediğine koymak, boş konuşmak
Örnek:
He can really talk the talk about leadership, but his team never seems to get anything done.
Liderlik hakkında gerçekten lafı gediğine koyabilir ama ekibi hiçbir şeyi başaramıyor gibi görünüyor.
nothing could be further from the truth
/ˈnʌθɪŋ kʊd bi ˈfɜːrðər frəm ðə truθ/
(idiom) gerçekten de bundan daha uzak bir şey olamaz, tamamen yanlış
Örnek:
Some people think I'm lazy, but nothing could be further from the truth.
Bazı insanlar tembel olduğumu düşünüyor ama gerçekten de bundan daha uzak bir şey olamaz.
/prɛs ˈsʌmθɪŋ hoʊm/
(phrasal verb) vurgulamak, iyice anlatmak
Örnek:
The lawyer tried to press home the importance of the evidence.
Avukat, delillerin önemini vurgulamaya çalıştı.
/æt ðə ɛnd əv ðə deɪ/
(idiom) gün sonunda, nihayetinde, sonuç olarak
Örnek:
We can discuss this all we want, but at the end of the day, it's your decision.
Bunu istediğimiz kadar tartışabiliriz ama gün sonunda, bu senin kararın.
/ɪn ðə ˈfaɪnl əˈnæləsɪs/
(phrase) son tahlilde, nihayetinde
Örnek:
In the final analysis, it's your decision that matters most.
Son tahlilde, en çok sizin kararınız önemlidir.
/ˈbɑː.t̬əm ˌlaɪn/
(noun) önemli olan, sonuç, esas nokta
Örnek:
The bottom line is that we need to increase sales.
Önemli olan satışları artırmamız gerektiğidir.
/kɔːl ə speɪd ə speɪd/
(idiom) açıkça konuşmak, dobra dobra söylemek
Örnek:
Let's just call a spade a spade; he's clearly lying.
Açıkça konuşalım; o açıkça yalan söylüyor.
/biːt əˈraʊnd ðə bʊʃ/
(idiom) lafı dolandırmak, konuyu saptırmak
Örnek:
Stop beating around the bush and tell me what really happened.
Lafı dolandırmayı bırak ve bana gerçekten ne olduğunu söyle.
/tə meɪk ə lɔŋ ˈstɔri ʃɔrt/
(idiom) uzun lafın kısası, kısacası
Örnek:
To make a long story short, we missed our flight and had to stay an extra night.
Uzun lafın kısası, uçağımızı kaçırdık ve fazladan bir gece kalmak zorunda kaldık.
/kʌt tu ðə tʃeɪs/
(idiom) sadede gelmek, konuya girmek
Örnek:
Let's cut to the chase and discuss the main issues.
Hadi sadede gelelim ve ana konuları tartışalım.
/fɔr ɔl ɪnˈtɛnts ænd ˈpɜrpəsɪz/
(idiom) her bakımdan, pratikte
Örnek:
For all intents and purposes, the project is complete.
Her bakımdan, proje tamamlandı.
/ˈpʌntʃ ˌlaɪn/
(noun) espri, can alıcı nokta
Örnek:
Everyone laughed at the unexpected punch line.
Herkes beklenmedik espriye güldü.
/ɔl toʊld/
(idiom) toplamda, hepsi bir arada
Örnek:
There were ten people all told at the party.
Partide toplamda on kişi vardı.