His İçinde Kızgınlık Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'His' içinde 'Kızgınlık' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈhɪs.i fɪt/
(idiom) histerik nöbet, öfke nöbeti
Örnek:
He threw a hissy fit when he found out his favorite toy was broken.
En sevdiği oyuncağının kırıldığını öğrenince histerik bir nöbet geçirdi.
/ˈsʌm.wʌnz blʌd ɪz ʌp/
(idiom) kanı beynine sıçramak, çok sinirlenmek
Örnek:
When he heard the news, his blood was up and he started shouting.
Haberi duyduğunda kanı beynine sıçradı ve bağırmaya başladı.
/ɪn haɪ ˈdʌdʒən/
(idiom) büyük bir öfkeyle, çok kızgın bir şekilde
Örnek:
She stormed out of the meeting in high dudgeon after her proposal was rejected.
Teklifi reddedildikten sonra toplantıdan büyük bir öfkeyle çıktı.
/ɪn ə hʌf/
(idiom) sinirle, kızgınlıkla, gücenerek
Örnek:
She walked out in a huff after the argument.
Tartışmadan sonra sinirle dışarı çıktı.
/ˈhɑpɪŋ mæd/
(idiom) çok sinirli, kudurmuş
Örnek:
She was hopping mad when she found out her car had been scratched.
Arabasının çizildiğini öğrendiğinde çok sinirlendi.
/ɡɛt bɛnt aʊt əv ʃeɪp/
(idiom) sinirlenmek, üzülmek, bozulmak
Örnek:
Don't get bent out of shape over a spilled drink; it's just a small accident.
Dökülen bir içecek yüzünden sinirlenme; sadece küçük bir kaza.
/bi ʌp ɪn ɑːrmz/
(idiom) ayaklanmak, çok öfkeli olmak, şiddetle protesto etmek
Örnek:
The residents were up in arms about the proposed new factory.
Sakinler, önerilen yeni fabrika konusunda ayaklanmışlardı.
/sɛt ˈsʌm.wʌnz tiːθ ɑn ɛdʒ/
(idiom) sinirini bozmak, rahatsız etmek
Örnek:
The sound of chalk on a blackboard always sets my teeth on edge.
Tebeşirin tahtadaki sesi her zaman sinirimi bozar.
/meɪk ˈsʌm.wʌnz blʌd bɔɪl/
(idiom) birinin kanını kaynatmak, birini çok kızdırmak
Örnek:
His constant complaining really makes my blood boil.
Sürekli şikayet etmesi gerçekten kanımı kaynatıyor.
/ɡoʊ eɪp/
(idiom) çıldırmak, küplere binmek
Örnek:
The crowd went ape when their team scored the winning goal.
Takımları galibiyet golünü attığında kalabalık çıldırdı.
/draɪv ˈsʌm.wʌn ʌp ðə wɔːl/
(idiom) birini çileden çıkarmak, birini deli etmek
Örnek:
His constant complaining is really starting to drive me up the wall.
Sürekli şikayetleri gerçekten beni çileden çıkarmaya başladı.
/kiːp jʊər hɛər ɒn/
(idiom) sakin olmak, sinirlenmemek
Örnek:
Just keep your hair on, there's no need to get so worked up.
Sadece sakin ol, bu kadar sinirlenmene gerek yok.
/hɪt ə rɔ nɜrv/
(idiom) hassas bir noktaya dokunmak, damarına basmak
Örnek:
His comment about her failed business really hit a raw nerve.
Onun başarısız işi hakkındaki yorumu gerçekten hassas bir noktaya dokundu.
/ɡɛt ə raɪz aʊt ʌv/
(idiom) sinirlendirmek, tahrik etmek
Örnek:
He loves to tease his sister just to get a rise out of her.
Kız kardeşini sadece sinirlendirmek için kızdırmayı sever.