Zor İçinde Rahatsızlıkla başa çıkmak Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Zor' içinde 'Rahatsızlıkla başa çıkmak' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /bi ɪn fɔr/
(phrasal verb) karşılaşmak üzere olmak, beklemek
Örnek:
You're in for a surprise when you see the bill.
Faturayı görünce bir sürprizle karşılaşacaksın.
/ˈbæt.ən daʊn ðə ˈhætʃ.ɪz/
(idiom) hazırlık yapmak, tedbir almak
Örnek:
With the storm approaching, we need to batten down the hatches and secure everything.
Fırtına yaklaşırken, hazırlıklarımızı yapmalı ve her şeyi emniyete almalıyız.
/ə dɔɡz laɪf/
(idiom) köpek gibi bir hayat, sefil bir hayat
Örnek:
He works long hours for little pay; it's really a dog's life.
Az maaşla uzun saatler çalışıyor; bu gerçekten köpek gibi bir hayat.
/bi ɪn diːp ˈwɔːtər/
(idiom) derin sulara düşmek, başının dertte olması
Örnek:
After failing the exam, he knew he was in deep water with his parents.
Sınavda başarısız olduktan sonra, ailesiyle başının dertte olduğunu biliyordu.
/ə ˈprɪt.i pæs/
(idiom) çok kötü bir hal, zor bir durum
Örnek:
Things have come to a pretty pass when children are telling their parents what to do.
Çocuklar ebeveynlerine ne yapacaklarını söylediğinde işler çok kötü bir hal aldı.
/pʊt jɪərz ɑn/
(idiom) yaşlandırmak, yıllar eklemek
Örnek:
The stress of the job has really put years on him.
İşin stresi onu gerçekten yaşlandırdı.
/rɪər ɪts (ˈʌɡli) hɛd/
(idiom) ortaya çıkmak, nüksetmek
Örnek:
The old rivalry between the two teams began to rear its ugly head again.
İki takım arasındaki eski rekabet yeniden ortaya çıkmaya başladı.
/haɪ ænd draɪ/
(idiom) çaresiz, desteksiz, ortada kalmış
Örnek:
When the company went bankrupt, many employees were left high and dry.
Şirket iflas ettiğinde, birçok çalışan çaresiz kaldı.
/bæd her deɪ/
(idiom) kötü saç günü, kötü gün, şanssız gün
Örnek:
I'm having a real bad hair day, nothing I do makes it look good.
Gerçekten kötü bir saç günüm var, ne yapsam iyi görünmüyor.
/ˌfeɪs.təˈfeɪs/
(adjective) yüz yüze, doğrudan;
(adverb) yüz yüze, doğrudan
Örnek:
They had a face-to-face meeting to discuss the project.
Projeyi görüşmek için yüz yüze bir toplantı yaptılar.
/ɡoʊ ˈsaʊər/
(idiom) kötüye gitmek, bozulmak, ters gitmek
Örnek:
Their business partnership started well, but then things began to go sour.
İş ortaklıkları iyi başladı ama sonra işler kötüye gitmeye başladı.