Avatar of Vocabulary Set Sinema ve Tiyatro

C2 Seviyesi İçinde Sinema ve Tiyatro Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Sinema ve Tiyatro' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

backlot

/ˈbæk.lɑːt/

(noun) stüdyo arka bahçesi, açık hava çekim alanı

Örnek:

The old Western town set is still standing on the studio backlot.
Eski Western kasabası seti hala stüdyonun arka bahçesinde duruyor.

interlude

/ˈɪn.t̬ɚ.luːd/

(noun) aralık, ara, interlüd

Örnek:

There was a brief interlude of sunshine between the rain showers.
Yağmur sağanakları arasında kısa bir güneşli aralık vardı.

fourth wall

/ˌfɔːrθ ˈwɔːl/

(noun) dördüncü duvar

Örnek:

The actor broke the fourth wall by directly addressing the audience.
Oyuncu, doğrudan seyirciye hitap ederek dördüncü duvarı yıktı.

ad lib

/ˌæd ˈlɪb/

(verb) doğaçlama yapmak, hazırlıksız konuşmak;

(noun) doğaçlama, hazırlıksız söz;

(adverb) doğaçlama, hazırlıksız

Örnek:

The comedian had to ad lib when his script was lost.
Komedyen senaryosu kaybolunca doğaçlama yapmak zorunda kaldı.

green room

/ˌɡriːn ˈruːm/

(noun) kulise, yeşil oda

Örnek:

The band waited in the green room before going on stage.
Grup sahneye çıkmadan önce kuliste bekledi.

cameo

/ˈkæm.i.oʊ/

(noun) kamyo, cameo, konuk oyuncu

Örnek:

She wore a beautiful antique cameo brooch.
Güzel bir antika kamyo broş takıyordu.

outtake

/ˈaʊt.teɪk/

(noun) çekim hatası, kesilmiş sahne

Örnek:

The DVD includes a reel of hilarious outtakes.
DVD, komik çekim hataları içeren bir makara içeriyor.

storyboarding

/ˈstɔːriˌbɔːrdɪŋ/

(noun) hikaye tahtası hazırlığı, storyboard oluşturma

Örnek:

The animation team spent weeks on storyboarding before starting production.
Animasyon ekibi, prodüksiyona başlamadan önce haftalarca hikaye tahtası hazırlığı üzerinde çalıştı.

rough cut

/ˈrʌf kʌt/

(noun) kaba kurgu, ilk montaj

Örnek:

The director reviewed the rough cut of the movie.
Yönetmen filmin kaba kurgusunu inceledi.

curtain call

/ˈkɝː.tən ˌkɑːl/

(noun) perde çağrısı, alkışlama

Örnek:

The actors took a final curtain call to a standing ovation.
Oyuncular ayakta alkışlarla son bir perde çağrısı yaptılar.

read-through

/ˈriːd.θruː/

(noun) okuma provası, metin okuma

Örnek:

The director scheduled a read-through for Monday morning.
Yönetmen Pazartesi sabahı için bir okuma provası ayarladı.

scene-shifting

/ˈsiːnˌʃɪftɪŋ/

(noun) sahne değişimi, dekor değişimi

Örnek:

The rapid scene-shifting between acts kept the audience engaged.
Perdeler arasındaki hızlı sahne değişimi seyirciyi meşgul etti.

set piece

/ˈset piːs/

(noun) duran top, serbest vuruş, gösteri parçası

Örnek:

The team scored a goal from a well-executed set piece.
Takım, iyi uygulanan bir duran toptan gol attı.

spoof

/spuːf/

(noun) parodi, alay;

(verb) parodi yapmak, alay etmek

Örnek:

The movie was a clever spoof of classic horror films.
Film, klasik korku filmlerinin zekice bir parodisiydi.

weepy

/ˈwiː.pi/

(adjective) ağlamaklı, duygusal, aşırı duygusal

Örnek:

She felt a bit weepy after watching the sad movie.
Üzücü filmi izledikten sonra biraz ağlamaklı hissetti.

vaudeville

/ˈvoʊd.vɪl/

(noun) vodvil

Örnek:

The old theater used to host weekly vaudeville shows.
Eski tiyatro haftalık vodvil gösterilerine ev sahipliği yapardı.

film noir

/ˌfɪlm ˈnwɑːr/

(noun) film noir

Örnek:

Classic film noir often features a detective and a femme fatale.
Klasik film noir genellikle bir dedektif ve bir femme fatale içerir.

mise en scène

/miːz ɑn ˈsɛn/

(noun) mise en scène, sahne düzeni, film sahnesi unsurları

Örnek:

The director paid close attention to the mise en scène for the opening act.
Yönetmen, açılış sahnesi için mise en scène'e büyük özen gösterdi.

proscenium

/prəˈsiː.ni.əm/

(noun) sahne önü, proscenium

Örnek:

The actors gathered at the edge of the proscenium for their final bow.
Oyuncular son selamları için sahne önü kenarında toplandılar.

dramaturgy

/ˈdrɑː.mə.tɜ˞ː.dʒi/

(noun) dramaturji, dramatik kompozisyon sanatı

Örnek:

She studied dramaturgy to understand the structure of plays.
Oyunların yapısını anlamak için dramaturji okudu.

epilogue

/ˈep.ə.lɑːɡ/

(noun) epilog, son söz

Örnek:

The novel concluded with a poignant epilogue.
Roman dokunaklı bir epilog ile sona erdi.

troupe

/truːp/

(noun) topluluk, ekip

Örnek:

The circus troupe performed amazing acrobatics.
Sirkin topluluğu inanılmaz akrobatik gösteriler yaptı.

auteur

/oʊˈtɝː/

(noun) auteur, yönetmen-yazar

Örnek:

Quentin Tarantino is considered a true auteur in modern cinema.
Quentin Tarantino modern sinemada gerçek bir auteur olarak kabul edilir.

cinema verite

/ˌsɪn.ə.mə veˈriː.teɪ/

(noun) sinema verite, gerçekçi sinema

Örnek:

The director employed cinema verite techniques to capture the raw emotions of the subjects.
Yönetmen, deneklerin ham duygularını yakalamak için sinema verite tekniklerini kullandı.

soliloquy

/səˈlɪl.ə.kwi/

(noun) iç konuşma, monolog

Örnek:

Hamlet's famous 'To be or not to be' is a classic example of a soliloquy.
Hamlet'in ünlü 'Olmak ya da olmamak' sözü, bir iç konuşmanın klasik bir örneğidir.

aside

/əˈsaɪd/

(adverb) bir kenara, yana, ayırmak;

(noun) iç konuşma, yan konuşma

Örnek:

He stepped aside to let her pass.
Geçmesine izin vermek için kenara çekildi.

cliffhanger

/ˈklɪfˌhæŋ.ɚ/

(noun) gerilim, merak uyandıran son

Örnek:

The movie ended on a real cliffhanger, leaving everyone wondering what would happen next.
Film gerçek bir gerilimle bitti, herkesin sonra ne olacağını merak etmesine neden oldu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren