Avatar of Vocabulary Set Gazete ve Dergi

Medya İçinde Gazete ve Dergi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Medya' içinde 'Gazete ve Dergi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

feature

/ˈfiː.tʃɚ/

(noun) özellik, nitelik, makale;

(verb) özellik taşımak, içermek, rol almak

Örnek:

The new phone has many exciting features.
Yeni telefonun birçok heyecan verici özelliği var.

column

/ˈkɑː.ləm/

(noun) sütun, direk, köşe yazısı

Örnek:

The data is organized into three columns.
Veriler üç sütuna ayrılmıştır.

advice column

/ədˈvaɪs ˌkɑːl.əm/

(noun) tavsiye köşesi, danışma sütunu

Örnek:

She writes an advice column for a popular women's magazine.
Popüler bir kadın dergisi için tavsiye köşesi yazıyor.

gossip column

/ˈɡɑː.sɪp ˌkɑː.ləm/

(noun) magazin köşesi, dedikodu sütunu

Örnek:

She loves reading the gossip column to catch up on celebrity news.
Ünlü haberlerini takip etmek için magazin köşesini okumayı sever.

personal column

/ˈpɜːrsənəl ˌkɑːləm/

(noun) kişisel ilanlar sütunu, arkadaşlık ilanları

Örnek:

She placed an advertisement in the personal column to find her lost cat.
Kayıp kedisini bulmak için kişisel ilanlar sütununa bir ilan verdi.

dispatch

/dɪˈspætʃ/

(verb) sevk etmek, göndermek, halletmek;

(noun) sevk, gönderme, rapor

Örnek:

The police dispatched officers to the scene.
Polis olay yerine memurları sevk etti.

editorial

/ˌed.əˈtɔːr.i.əl/

(noun) başyazı, editoryal;

(adjective) editoryal, başyazı ile ilgili

Örnek:

The newspaper published an editorial criticizing the new policy.
Gazete, yeni politikayı eleştiren bir başyazı yayımladı.

horoscope

/ˈhɔːr.ə.skoʊp/

(noun) burç yorumu, horoskop

Örnek:

She reads her horoscope every morning to see what the day holds.
Her sabah burç yorumunu okur, günün neler getireceğini görmek için.

preview

/ˈpriː.vjuː/

(noun) önizleme, ön gösterim;

(verb) önizlemek, ön gösterim yapmak

Örnek:

We got a special preview of the new movie.
Yeni filmin özel bir ön gösterimini aldık.

review

/rɪˈvjuː/

(noun) gözden geçirme, değerlendirme, eleştiri;

(verb) gözden geçirmek, değerlendirmek, eleştirmek

Örnek:

The company conducted a performance review for all employees.
Şirket tüm çalışanlar için bir performans değerlendirmesi yaptı.

sidebar

/ˈsaɪd.bɑːr/

(noun) yan haber, ek bilgi kutusu, kenar çubuğu

Örnek:

The newspaper included a sidebar on the local impact of the national policy.
Gazete, ulusal politikanın yerel etkileri hakkında bir yan haber içeriyordu.

silly season

/ˈsɪl.i ˌsiː.zən/

(noun) silly season, boş haberler dönemi

Örnek:

It's the silly season, so expect more bizarre headlines than usual.
Silly season, bu yüzden normalden daha tuhaf manşetler bekleyin.

press

/pres/

(verb) basmak, preslemek, ütülemek;

(noun) basın, medya, pres

Örnek:

Press the button to start the machine.
Makineyi başlatmak için düğmeye basın.

broadsheet

/ˈbrɑːd.ʃiːt/

(noun) broadsheet, büyük boyutlu gazete

Örnek:

The New York Times is considered a broadsheet.
New York Times bir broadsheet olarak kabul edilir.

cartoon

/kɑːrˈtuːn/

(noun) çizgi film, animasyon, karikatür

Örnek:

My kids love watching Saturday morning cartoons.
Çocuklarım cumartesi sabahı çizgi filmleri izlemeyi çok sever.

center spread

/ˈsen.tər ˌspred/

(noun) orta sayfa, orta sayfa yayılımı

Örnek:

The magazine featured a stunning photo on its center spread.
Dergi, orta sayfasında çarpıcı bir fotoğraf yayınladı.

circulation

/ˌsɝː.kjəˈleɪ.ʃən/

(noun) dolaşım, kan dolaşımı, tiraj

Örnek:

Regular exercise improves blood circulation.
Düzenli egzersiz kan dolaşımını iyileştirir.

column inch

/ˈkɑː.ləm ɪntʃ/

(noun) sütun inç

Örnek:

The advertisement took up five column inches in the local newspaper.
Reklam yerel gazetede beş sütun inç yer kapladı.

daily

/ˈdeɪ.li/

(adjective) günlük;

(adverb) günlük, her gün;

(noun) günlük gazete, günlük

Örnek:

She reads the daily newspaper.
Günlük gazeteyi okur.

weekly

/ˈwiː.kli/

(adjective) haftalık;

(adverb) haftalık;

(noun) haftalık yayın

Örnek:

The newspaper is published weekly.
Gazete haftalık olarak yayımlanır.

biweekly

/baɪˈwiːk.li/

(adjective) iki haftada bir, haftada iki kez;

(adverb) iki haftada bir, haftada iki kez

Örnek:

The team has a biweekly meeting to discuss progress.
Ekip, ilerlemeyi görüşmek üzere iki haftada bir toplantı yapar.

edition

/ɪˈdɪʃ.ən/

(noun) baskı, sürüm, edisyon

Örnek:

I have the first edition of that rare book.
O nadir kitabın ilk baskısı bende var.

front page

/ˈfrʌnt ˌpeɪdʒ/

(noun) ön sayfa, manşet

Örnek:

The scandal made it to the front page of every major newspaper.
Skandal, her büyük gazetenin ön sayfasına çıktı.

gazette

/ɡəˈzet/

(noun) gazete, resmi gazete;

(verb) resmi gazetede yayımlamak, ilan etmek

Örnek:

The local gazette reported on the town council meeting.
Yerel gazete belediye meclisi toplantısını haber yaptı.

headline

/ˈhed.laɪn/

(noun) manşet, başlık;

(verb) ana sanatçı olmak, başrol oynamak

Örnek:

The shocking news was on the headline of every newspaper.
Şok edici haber her gazetenin manşetindeydi.

masthead

/ˈmæst.hed/

(noun) direk başı, künye, başlık

Örnek:

The flag was hoisted to the masthead.
Bayrak direk başına çekildi.

obituary

/oʊˈbɪtʃ.u.er.i/

(noun) ölüm ilanı, vefat ilanı

Örnek:

The newspaper published a lengthy obituary for the renowned author.
Gazete, ünlü yazar için uzun bir ölüm ilanı yayınladı.

organ

/ˈɔːr.ɡən/

(noun) organ, org, sözcü

Örnek:

The heart is a vital organ.
Kalp hayati bir organdır.

copy

/ˈkɑː.pi/

(noun) kopya, suret, metin;

(verb) kopyalamak, taklit etmek

Örnek:

Please make a copy of this document.
Lütfen bu belgenin bir kopyasını çıkarın.

supplement

/ˈsʌp.lə.mənt/

(noun) takviye, ek;

(verb) tamamlamak, eklemek

Örnek:

The vitamin C is a good supplement to your diet.
C vitamini diyetinize iyi bir takviyedir.

tabloid

/ˈtæb.lɔɪd/

(noun) magazin gazetesi, tabloid;

(adjective) magazinel, sansasyonel

Örnek:

The scandal was splashed across the front page of every tabloid.
Skandal her magazin gazetesinin ön sayfasında yer aldı.

publication

/ˌpʌb.ləˈkeɪ.ʃən/

(noun) yayımlama, basım, yayın

Örnek:

The publication of her first novel was a major event.
İlk romanının yayımlanması büyük bir olaydı.

newsprint

/ˈnuːz.prɪnt/

(noun) gazete kağıdı

Örnek:

The daily newspaper is printed on rolls of newsprint.
Günlük gazete gazete kağıdı rulolarına basılır.

byline

/ˈbaɪ.laɪn/

(noun) yazar adı, byline

Örnek:

The article had a prominent byline crediting the investigative journalist.
Makalede araştırmacı gazeteciyi belirten belirgin bir yazar adı vardı.

journal

/ˈdʒɝː.nəl/

(noun) dergi, süreli yayın, günlük

Örnek:

She publishes her research findings in a scientific journal.
Araştırma bulgularını bilimsel bir dergide yayınlıyor.

subscription

/səbˈskrɪp.ʃən/

(noun) abonelik, üyelik, bağlılık

Örnek:

I cancelled my gym subscription last month.
Geçen ay spor salonu üyeliğimi iptal ettim.

syndication

/ˌsɪn.dəˈkeɪ.ʃən/

(noun) sendikasyon, dağıtım, sendika

Örnek:

The newspaper achieved wide syndication for its exclusive investigative series.
Gazete, özel araştırma dizisi için geniş bir sendikasyon elde etti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren