Avatar of Vocabulary Set Mutfak Gereçleri

Yiyecek ve İçecek Hazırlama İçinde Mutfak Gereçleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecek ve İçecek Hazırlama' içinde 'Mutfak Gereçleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

peeler

/ˈpiː.lɚ/

(noun) soyacak, sebze soyacağı, polis

Örnek:

She used a peeler to remove the skin from the potatoes.
Patateslerin kabuklarını soymak için bir soyacak kullandı.

blowtorch

/ˈbloʊ.tɔːrtʃ/

(noun) pürmüz, kaynak makinesi

Örnek:

He used a blowtorch to remove the old paint from the metal railing.
Metal korkuluktan eski boyayı çıkarmak için bir pürmüz kullandı.

bottle opener

/ˈbɑː.t̬əl ˌoʊ.pən.ər/

(noun) şişe açacağı, açacak

Örnek:

Can you hand me the bottle opener?
Bana şişe açacağını uzatır mısın?

bread knife

/ˈbred naɪf/

(noun) ekmek bıçağı

Örnek:

She used a bread knife to cut the fresh loaf.
Taze somunu kesmek için bir ekmek bıçağı kullandı.

cheesecloth

/ˈtʃiːz.klɑːθ/

(noun) tülbent, peynir bezi

Örnek:

She strained the homemade yogurt through a piece of cheesecloth.
Ev yapımı yoğurdu bir parça tülbentten süzdü.

cleaver

/ˈkliː.vɚ/

(noun) satır, kasap bıçağı

Örnek:

The butcher used a large cleaver to cut through the bone.
Kasap, kemiği kesmek için büyük bir satır kullandı.

colander

/ˈkɑː.lən.dɚ/

(noun) süzgeç

Örnek:

She poured the cooked pasta into the colander to drain the water.
Pişmiş makarnayı suyu süzmek için süzgece döktü.

corkscrew

/ˈkɔːrk.skruː/

(noun) tirbuşon, sarmal;

(verb) tirbuşon gibi sarmak, sarmal hareket etmek;

(adjective) sarmal, tirbuşon şeklinde

Örnek:

Can you find the corkscrew to open this wine bottle?
Bu şarap şişesini açmak için tirbuşonu bulabilir misin?

cutting board

/ˈkʌt.ɪŋ ˌbɔːrd/

(noun) kesme tahtası

Örnek:

She chopped vegetables on the cutting board.
Sebzeleri kesme tahtasında doğradı.

egg timer

/ˈeɡ ˌtaɪ.mər/

(noun) yumurta zamanlayıcısı

Örnek:

She set the egg timer for three minutes to get a soft-boiled egg.
Yumuşak haşlanmış yumurta için yumurta zamanlayıcısını üç dakikaya ayarladı.

fish slice

/ˈfɪʃ slaɪs/

(noun) balık spatulası, balık çevirici

Örnek:

She used a fish slice to carefully flip the salmon.
Somonu dikkatlice çevirmek için bir balık spatulası kullandı.

spatula

/ˈspætʃ.ə.lə/

(noun) spatula

Örnek:

She used a spatula to flip the pancakes.
Krepleri çevirmek için bir spatula kullandı.

sifter

/ˈsɪf.tɚ/

(noun) elek, süzgeç

Örnek:

She used a sifter to remove lumps from the flour.
Unun topaklarını gidermek için bir elek kullandı.

mill

/mɪl/

(noun) değirmen, fabrika, tesis;

(verb) öğütmek, değirmende öğütmek, frezelemek

Örnek:

The old water mill still stands by the river.
Eski su değirmeni hala nehrin kenarında duruyor.

funnel

/ˈfʌn.əl/

(noun) huni, baca;

(verb) aktarmak, yönlendirmek

Örnek:

She used a funnel to pour the oil into the bottle.
Yağı şişeye dökmek için bir huni kullandı.

garlic press

/ˈɡɑːr.lɪk ˌpres/

(noun) sarımsak ezici, sarımsak presi

Örnek:

She used a garlic press to mince the cloves for the pasta sauce.
Makarna sosu için sarımsakları ezmek için bir sarımsak ezici kullandı.

grater

/ˈɡreɪ.t̬ɚ/

(noun) rende

Örnek:

She used a box grater to shred the carrots for the salad.
Salata için havuçları rendelemek için kutu rende kullandı.

strainer

/ˈstreɪ.nɚ/

(noun) süzgeç, elek

Örnek:

She used a strainer to drain the pasta.
Makarnayı süzmek için bir süzgeç kullandı.

ladle

/ˈleɪ.dəl/

(noun) kepçe;

(verb) kepçelemek, servis etmek

Örnek:

She used a ladle to serve the hot soup.
Sıcak çorbayı servis etmek için bir kepçe kullandı.

reamer

/ˈriː.mɚ/

(noun) rayba, narenciye sıkacağı

Örnek:

He used a reamer to widen the pipe opening.
Boru açıklığını genişletmek için bir rayba kullandı.

squeezer

/ˈskwiː.zɚ/

(noun) sıkacak, meyve sıkacağı, sıkıcı

Örnek:

She used a lemon squeezer to make fresh lemonade.
Taze limonata yapmak için limon sıkacağı kullandı.

measuring cup

/ˈmeʒ.ər.ɪŋ ˌkʌp/

(noun) ölçü kabı, ölçü bardağı

Örnek:

She used a measuring cup to add exactly one cup of flour.
Tam olarak bir bardak un eklemek için bir ölçü kabı kullandı.

peel

/piːl/

(verb) soymak, soyulmak, dökülmek;

(noun) kabuk

Örnek:

She carefully peeled the apple before slicing it.
Elmayı dilimlemeden önce dikkatlice soydu.

pepper mill

/ˈpep.ər ˌmɪl/

(noun) biber değirmeni

Örnek:

Please pass the pepper mill.
Lütfen biber değirmenini uzat.

potholder

/ˈpɑːtˌhoʊl.dɚ/

(noun) tencere tutacağı, fırın eldiveni

Örnek:

She used a potholder to take the hot casserole out of the oven.
Sıcak güveci fırından çıkarmak için bir tencere tutacağı kullandı.

rolling pin

/ˈroʊlɪŋ pɪn/

(noun) oklava

Örnek:

She used a rolling pin to flatten the pie crust.
Turta hamurunu düzleştirmek için bir oklava kullandı.

scale

/skeɪl/

(noun) ölçek, kapsam, pul;

(verb) tırmanmak, çıkmak, pullarını temizlemek

Örnek:

The Richter scale measures the magnitude of earthquakes.
Richter ölçeği depremlerin büyüklüğünü ölçer.

sieve

/sɪv/

(noun) elek, süzgeç, sır tutamayan kişi;

(verb) elemek, süzmek

Örnek:

She used a sieve to drain the pasta.
Makarnayı süzmek için bir elek kullandı.

spider

/ˈspaɪ.dɚ/

(noun) örümcek, örümcek anahtarı

Örnek:

A large spider crawled across the ceiling.
Büyük bir örümcek tavanda süründü.

tin opener

/ˈtɪn ˌoʊ.pən.ər/

(noun) konserve açacağı

Örnek:

I can't find the tin opener anywhere.
Konserve açacağını hiçbir yerde bulamıyorum.

twine

/twaɪn/

(noun) sicim, ip;

(verb) bükmek, dolamak

Örnek:

She tied the package with a piece of twine.
Paketi bir parça sicimle bağladı.

whisk

/wɪsk/

(noun) çırpıcı;

(verb) çırpmak, hızla götürmek, çabucak almak

Örnek:

She used a whisk to beat the eggs until they were fluffy.
Yumurtaları kabarana kadar çırpmak için bir çırpıcı kullandı.

zester

/ˈzes.tɚ/

(noun) rende, narenciye rendesi

Örnek:

She used a zester to get the lemon peel for the cake.
Pasta için limon kabuğunu almak için bir rende kullandı.

can opener

/ˈkæn ˌoʊ.pən.ər/

(noun) konserve açacağı

Örnek:

I need a can opener to open this tuna.
Bu ton balığını açmak için bir konserve açacağına ihtiyacım var.

tea strainer

/ˈtiː ˌstreɪ.nər/

(noun) çay süzgeci, çay filtresi

Örnek:

She used a tea strainer to remove the loose leaves from her cup.
Fincanındaki çay yapraklarını ayırmak için bir çay süzgeci kullandı.

oven glove

/ˈʌv.ən ˌɡlʌv/

(noun) fırın eldiveni

Örnek:

She used an oven glove to take the hot tray out of the oven.
Sıcak tepsiyi fırından çıkarmak için bir fırın eldiveni kullandı.

cheeseboard

/ˈtʃiːz.bɔːrd/

(noun) peynir tahtası

Örnek:

We served a selection of local cheeses on a large cheeseboard.
Büyük bir peynir tahtası üzerinde yerel peynir çeşitleri servis ettik.

chopping board

/ˈtʃɑː.pɪŋ ˌbɔːrd/

(noun) kesme tahtası

Örnek:

She placed the vegetables on the chopping board before dicing them.
Sebzeleri doğramadan önce kesme tahtasına koydu.

dish rack

/ˈdɪʃ ræk/

(noun) bulaşık rafı, tabaklık

Örnek:

After washing the plates, she placed them on the dish rack to air dry.
Tabakları yıkadıktan sonra, havada kurumaları için bulaşık rafına koydu.

breadboard

/ˈbred.bɔːrd/

(noun) ekmek tahtası, breadboard, deney kartı

Örnek:

She placed the freshly baked loaf on the wooden breadboard.
Taze pişmiş ekmeği ahşap ekmek tahtasına koydu.

utensil

/juːˈten.səl/

(noun) gereç, alet, kap

Örnek:

She organized all the cooking utensils in the drawer.
Tüm yemek gereçlerini çekmeceye düzenledi.

mandolin

/ˌmæn.dəˈlɪn/

(noun) mandolin

Örnek:

She played a beautiful melody on her new mandolin.
Yeni mandoliniyle güzel bir melodi çaldı.

coffeepot

/ˈkɑː.fi.pɑːt/

(noun) kahve demliği, kahve makinesi

Örnek:

She poured the freshly brewed coffee from the coffeepot into her mug.
Taze demlenmiş kahveyi kahve demliğinden bardağına döktü.

masher

/ˈmæʃ.ɚ/

(noun) ezici, püre yapıcı, tacizci

Örnek:

She used a potato masher to prepare dinner.
Akşam yemeği hazırlamak için patates ezici kullandı.

timer

/ˈtaɪ.mɚ/

(noun) zamanlayıcı, kronometre

Örnek:

She set the timer for 10 minutes to boil the eggs.
Yumurtaları haşlamak için zamanlayıcıyı 10 dakikaya ayarladı.

ricer

/ˈraɪ.sɚ/

(noun) patates ezici, püre makinesi, ricer (argo, aşağılayıcı)

Örnek:

She used a ricer to make smooth mashed potatoes.
Pürüzsüz patates püresi yapmak için bir patates ezici kullandı.

spiralizer

/ˈspaɪ.rə.laɪ.zər/

(noun) spiralizer, spiral kesici

Örnek:

I used my spiralizer to make zucchini noodles for dinner.
Akşam yemeği için kabak eriştesi yapmak için spiralizer'ımı kullandım.

cookie cutter

/ˈkʊk.i ˌkʌt.ər/

(noun) kurabiye kalıbı, kurabiye kesici;

(adjective) kalıplaşmış, tek tip, özgün olmayan

Örnek:

She used a star-shaped cookie cutter to make festive biscuits.
Şenlikli bisküviler yapmak için yıldız şeklinde bir kurabiye kalıbı kullandı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren