Avatar of Vocabulary Set Fiziksel Durum ve Yaralanma

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Fiziksel Durum ve Yaralanma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Fiziksel Durum ve Yaralanma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

allergy

/ˈæl.ɚ.dʒi/

(noun) alerji

Örnek:

She has a severe allergy to peanuts.
Fıstığa karşı şiddetli bir alerjisi var.

nausea

/ˈnɑː.ʒə/

(noun) mide bulantısı, tiksinme, iğrenme

Örnek:

She experienced severe nausea after taking the medication.
İlacı aldıktan sonra şiddetli mide bulantısı yaşadı.

wound

/wuːnd/

(noun) yara, zedelenme, incinme;

(verb) yaralamak, incitmek, üzmek

Örnek:

The doctor cleaned the deep wound on his arm.
Doktor kolundaki derin yarayı temizledi.

bruise

/bruːz/

(noun) morluk, ezik;

(verb) zedelemek, morartmak, incitmek

Örnek:

He had a large bruise on his arm after falling.
Düştükten sonra kolunda büyük bir morluk vardı.

scar

/skɑːr/

(noun) yara izi, skar, travma;

(verb) yara izi bırakmak, iz bırakmak, travma yaşatmak

Örnek:

He had a large scar on his arm from the accident.
Kazadan dolayı kolunda büyük bir yara izi vardı.

migraine

/ˈmaɪ.ɡreɪn/

(noun) migren

Örnek:

She had to lie down because of a terrible migraine.
Korkunç bir migren yüzünden uzanmak zorunda kaldı.

obesity

/oʊˈbiː.sə.t̬i/

(noun) obezite, şişmanlık

Örnek:

Childhood obesity is a growing concern worldwide.
Çocukluk çağı obezitesi dünya genelinde artan bir endişe kaynağıdır.

dependent

/dɪˈpen.dənt/

(adjective) bağlı, tabi, bağımlı;

(noun) bakmakla yükümlü olunan kişi, bağımlı

Örnek:

The success of the project is dependent on teamwork.
Projenin başarısı ekip çalışmasına bağlıdır.

overdose

/ˈoʊ.vɚ.doʊs/

(noun) aşırı doz, doz aşımı, aşırı miktar;

(verb) aşırı doz almak, doz aşımı yapmak

Örnek:

He was rushed to the hospital after a suspected drug overdose.
Şüpheli bir uyuşturucu aşırı dozundan sonra hastaneye kaldırıldı.

unconscious

/ʌnˈkɑːn.ʃəs/

(adjective) bilinçsiz, şuursuz, bilinçaltı

Örnek:

He was knocked unconscious by the blow to his head.
Kafasına aldığı darbeyle bilincini kaybetti.

vomit

/ˈvɑː.mɪt/

(verb) kusmak, istifra etmek;

(noun) kusmuk, istifra

Örnek:

He felt so sick that he thought he was going to vomit.
O kadar kötü hissetti ki kusacağını sandı.

dizzy

/ˈdɪz.i/

(adjective) baş dönmesi, sersem, baş döndürücü

Örnek:

I felt dizzy after spinning around so fast.
Çok hızlı döndükten sonra başım döndü.

faint

/feɪnt/

(noun) bayılma, fenalık;

(verb) bayılmak, fenalaşmak;

(adjective) zayıf, soluk, belli belirsiz

Örnek:

She had a sudden faint and collapsed.
Aniden bayıldı ve yere yığıldı.

fit

/fɪt/

(verb) uymak, oturmak, yakışmak;

(noun) uyum, kalıp, nöbet;

(adjective) formda, sağlıklı, uygun

Örnek:

These shoes fit perfectly.
Bu ayakkabılar tam oturuyor.

swell

/swel/

(verb) şişmek, kabarmak;

(noun) dalgalanma, şişkinlik;

(adjective) harika, şahane

Örnek:

His ankle started to swell after the fall.
Düşüşten sonra ayak bileği şişmeye başladı.

shiver

/ˈʃɪv.ɚ/

(noun) ürperti, titreme;

(verb) titremek, ürpermek

Örnek:

She felt a shiver run down her spine as she heard the eerie sound.
Ürkütücü sesi duyduğunda sırtından bir ürperti geçti.

relapse

/rɪˈlæps/

(noun) nüks, tekrar;

(verb) nüksetmek, tekrar etmek

Örnek:

After a period of recovery, he suffered a relapse and had to be hospitalized again.
İyileşme döneminden sonra bir nüks yaşadı ve tekrar hastaneye yatırılmak zorunda kaldı.

collapse

/kəˈlæps/

(verb) çökmek, yıkılmak, düşmek;

(noun) çöküş, yıkılma, başarısızlık

Örnek:

The old bridge finally collapsed under the heavy load.
Eski köprü ağır yük altında sonunda çöktü.

coma

/ˈkoʊ.mə/

(noun) koma

Örnek:

He has been in a coma for three weeks after the accident.
Kazadan sonra üç haftadır komada.

outbreak

/ˈaʊt.breɪk/

(noun) salgın, patlak verme, başlangıç

Örnek:

The sudden outbreak of the flu caught everyone by surprise.
Gribin ani salgını herkesi şaşırttı.

infect

/ɪnˈfekt/

(verb) enfekte etmek, bulaştırmak, etkilemek

Örnek:

The virus can infect cells and replicate rapidly.
Virüs hücreleri enfekte edebilir ve hızla çoğalabilir.

feverish

/ˈfiː.vər.ɪʃ/

(adjective) ateşli, hummalı, telaşlı

Örnek:

She felt hot and feverish all night.
Bütün gece sıcak ve ateşli hissetti.

dehydration

/ˌdiː.haɪˈdreɪ.ʃən/

(noun) dehidrasyon, sıvı kaybı, kurutma

Örnek:

Symptoms of dehydration include thirst, dry mouth, and fatigue.
Dehidrasyon belirtileri arasında susuzluk, ağız kuruluğu ve yorgunluk bulunur.

complication

/ˌkɑːm.pləˈkeɪ.ʃən/

(noun) komplikasyon, zorluk, problem

Örnek:

The surgery had some unexpected complications.
Ameliyatın bazı beklenmedik komplikasyonları oldu.

develop

/dɪˈvel.əp/

(verb) geliştirmek, ilerletmek, oluşmak

Örnek:

The company plans to develop new software.
Şirket yeni yazılım geliştirmeyi planlıyor.

severe

/səˈvɪr/

(adjective) şiddetli, ağır, ciddi

Örnek:

The patient is experiencing severe pain.
Hasta şiddetli ağrı çekiyor.

acute

/əˈkjuːt/

(adjective) keskin, anlayışlı, şiddetli

Örnek:

She has an acute sense of smell.
Keskin bir koku alma duyusu var.

scratch

/skrætʃ/

(noun) çizik, sıyrık, başlangıç;

(verb) çizmek, kaşımak

Örnek:

The cat left a scratch on my arm.
Kedi kolumda bir çizik bıraktı.

sprain

/spreɪn/

(verb) burkmak;

(noun) burkulma

Örnek:

She fell and sprained her ankle.
Düştü ve ayak bileğini burktu.

burn

/bɝːn/

(verb) yanmak, yakmak, ateşle yok etmek;

(noun) yanık, yanma, yakma

Örnek:

The wood burned brightly in the fireplace.
Odun şöminede parlak bir şekilde yandı.

agony

/ˈæɡ.ə.ni/

(noun) ızdırap, acı

Örnek:

He was in agony after breaking his leg.
Bacağını kırdıktan sonra ızdırap içindeydi.

epidemic

/ˌep.əˈdem.ɪk/

(noun) salgın, epidemi, hızlı yayılma;

(adjective) salgın, yaygın

Örnek:

The city is facing an epidemic of flu cases.
Şehir, grip vakaları salgınıyla karşı karşıya.

pandemic

/pænˈdem.ɪk/

(noun) pandemi, küresel salgın;

(adjective) pandemik, küresel salgın

Örnek:

The COVID-19 pandemic affected millions globally.
COVID-19 pandemisi dünya genelinde milyonları etkiledi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren