His İçinde Tahmin etmek Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'His' içinde 'Tahmin etmek' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈfiːvər pɪtʃ/
(noun) doruk noktası, ateşli durum
Örnek:
The excitement reached fever pitch as the band took the stage.
Grup sahneye çıktığında heyecan doruk noktasına ulaştı.
/ɑn pɪnz ænd ˈniːdlz/
(idiom) iğneler üstünde, gergin bir şekilde
Örnek:
I've been on pins and needles all day waiting for the test results.
Test sonuçlarını beklerken bütün gün iğneler üstünde oturdum.
/laɪk ə kæt ɑn ə hɑt tɪn ruːf/
(idiom) kızgın sacın üstündeki kedi gibi, çok gergin, huzursuz
Örnek:
She was like a cat on a hot tin roof before her job interview.
İş görüşmesinden önce kızgın sacın üstündeki kedi gibiydi.
have butterflies in your stomach
/hæv ˈbʌt.ər.flaɪz ɪn jʊər ˈstʌm.ək/
(idiom) midesinde kelebekler uçuşmak, heyecanlanmak
Örnek:
I always have butterflies in my stomach before a big presentation.
Büyük bir sunumdan önce her zaman midemde kelebekler uçar.
someone's heart is in their mouth
/ˈsʌm.wʌnz hɑːrt ɪz ɪn ðer maʊθ/
(idiom) kalbi ağzına gelmek, çok korkmak
Örnek:
When the roller coaster started, my heart was in my mouth.
Hız treni başladığında kalbim ağzıma geldi.
/ˈpænɪk ˌsteɪʃənz/
(idiom) panik havası, genel panik
Örnek:
It was panic stations when the fire alarm went off in the crowded building.
Kalabalık binada yangın alarmı çaldığında panik havası vardı.
/hæv ænts ɪn jʊər pænts/
(idiom) yerinde duramamak, kıpır kıpır olmak
Örnek:
The kids had ants in their pants waiting for Santa to arrive.
Çocuklar Noel Baba'nın gelmesini beklerken yerlerinde duramıyorlardı.
/hɑt tə trɑt/
(idiom) hazır ve hevesli, can atıyor
Örnek:
She's all hot to trot for her first day at the new job.
Yeni işindeki ilk günü için tamamen hazır ve hevesli.
/ˈʃɪvər daʊn jʊər spaɪn/
(idiom) tüyleri diken diken olmak, ürpermek
Örnek:
The ghost story sent a shiver down my spine.
Hayalet hikayesi tüylerimi diken diken etti.
/ɪn ə stu/
(idiom) telaş içinde, endişeli
Örnek:
She's been in a stew all morning about the presentation.
Sunum yüzünden bütün sabah telaş içindeydi.
/hæv ə kaʊ/
(idiom) kızıp köpürmek, çok sinirlenmek, yaygara koparmak
Örnek:
Don't have a cow just because I'm five minutes late.
Sadece beş dakika geç kaldım diye kızıp köpürme.