Zor İçinde Kabul ve Bırakma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Zor' içinde 'Kabul ve Bırakma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /kʌm tə tɜːrmz wɪθ/
(phrase) yüzleşmek, kabullenmek, uzlaşmak
Örnek:
It took him a long time to come to terms with his father's death.
Babasının ölümüyle yüzleşmesi uzun zaman aldı.
/ɡrɪn ænd ber ɪt/
(idiom) katlanmak, dişini sıkmak
Örnek:
I don't like my new job, but I have to grin and bear it for now.
Yeni işimi sevmiyorum ama şimdilik katlanmak zorundayım.
/ˈnɛs.əˌser.i ˈiː.vəl/
(phrase) kaçınılmaz kötülük, gerekli kötülük
Örnek:
Paying taxes is a necessary evil if we want public services.
Kamu hizmetleri istiyorsak vergi ödemek kaçınılmaz bir kötülüktür.
/liːv wɛl əˈloʊn/
(idiom) olduğu gibi bırakmak, dokunmamak
Örnek:
The system is working fine, so it's best to leave well alone.
Sistem iyi çalışıyor, bu yüzden olduğu gibi bırakmak en iyisi.
/lɛt ˈsʌmˌwʌn ˈsʌmˌθɪŋ bi/
(idiom) rahat bırakmak, karışmamak
Örnek:
Just let him be; he's in a bad mood.
Sadece onu rahat bırak; kötü bir ruh halinde.
/ə loʊd ɔf jʊər maɪnd/
(idiom) iç rahatlığı, yük kalktı
Örnek:
It was a load off my mind when I finally submitted my thesis.
Tezimi sonunda teslim ettiğimde içim rahatladı.
/snæp aʊt əv/
(phrasal verb) çıkmak, kendine gelmek
Örnek:
You need to snap out of this depression.
Bu depresyondan çıkman gerekiyor.
/teɪk ˈsʌmθɪŋ ɑn ðə tʃɪn/
(idiom) sineye çekmek, kabullenmek
Örnek:
He had to take the criticism on the chin and move forward.
Eleştiriyi sineye çekip ilerlemek zorundaydı.
/ðə kɑːm bɪˈfɔːr ðə stɔːrm/
(idiom) fırtına öncesi sessizlik
Örnek:
Everyone was quiet, but I knew it was just the calm before the storm.
Herkes sessizdi ama bunun sadece fırtına öncesi sessizlik olduğunu biliyordum.
/ðə ʃoʊ mʌst ɡoʊ ɑn/
(idiom) gösteri devam etmeli, hayat devam etmeli
Örnek:
Even though the lead actor was sick, the show must go on.
Başrol oyuncusu hasta olsa bile, gösteri devam etmeli.
/θroʊ ɪn ðə ˈtaʊəl/
(idiom) havlu atmak, pes etmek
Örnek:
After losing three games in a row, the team decided to throw in the towel.
Üç maçı üst üste kaybettikten sonra takım havlu atmaya karar verdi.
put that in your pipe and smoke it
/pʊt ðæt ɪn jʊər paɪp ænd smoʊk ɪt/
(idiom) bunu kafana sok, bunu kabullen
Örnek:
I'm not changing my mind, so you can put that in your pipe and smoke it!
Fikrimi değiştirmeyeceğim, o yüzden bunu kafana sok!